SAHA ve ARTWORKS küratöryel program işbirliği kapsamında yapılan dördüncü açık çağrı sonucu seçilen Nikolaos Akritidis’i 6 hafta boyunca SAHA Studio’da ağırlıyoruz!
Eylül-Ekim 2025 döneminde konuğumuz olacak Nikolaos Akritidis çalışmalarını Brüksel merkezli sürdüren bağımsız bir küratör ve coğrafyacıdır. Akritidis, kentsel bağlamları, bu bağlamların sakinlerinin taşıdığı kültürel hafızayı ve inşa edilmiş çevrenin katmanları arasında saklı kalmış tarihleri belgeliyor. Kentsel ekoloji ve göç deneyimlerine odaklanarak, kentin sürekli oluş halini şekillendiren insan ve insan-ötesi yaşamların bir aradalığını izini sürüyor. Goldsmiths ve UCL mezunu olan Akritidis, yakın zamanda RAVNIKAR Projects (Ljubljana), Cité internationale des arts (Paris), koraï project space (Lefkoşa), Fondations 312 (Brüksel) ve UCL Urban Lab (Londra) ile ortaklaşa projelerin küratörlüğünü üstlendi.
Seramik tabaklar kırılabilir,
taş duvarlar ise çatlayabilir
İstanbul’da SAHA ile yürütülen Küratöryel Misafir Programı Değişimi’nin ilk haftasında sanatçı Burak Delier ile tanıştım ve kısa süre sonra, Ekim 2025’in başında, bir atölye ziyareti için sözleştik. Birey ile daha geniş sistemsel meseleler arasındaki ilişkiye odaklanan önceki projelerinden bazılarını ve yaşayıp çalıştığı kente yaklaşımını konuşmak istiyordum.
Atölyesinde buluştuk; sanat eğitiminin mevcut durumu üzerine konuşurken birer çay alıp oturduk. Yalnızca birkaç dakika sonra zeminin sallandığını hissettim: kısa bir sarsıntı ayaklarımızın altından geçti. Hafif bir deprem konuşmamızı böldü! Sismik hareketin sona erdiğinden emin olmak için bir süre hareketsiz kaldıktan sonra biraz temiz hava almak üzere binadan çıktık ve sohbetimizi sürdürmek için yakındaki bir kafeye oturduk. Yerin istikrarsızlığını kaydetmesinden yalnızca birkaç dakika sonra, kahvelerimizi içerken risk, değer ve mübadele üzerine konuşmaya başladık.
Delier, o sırada hazırlamakta olduğu ve afet tahvilleri (CAT Bonds) olarak bilinen finansal araçlara gönderme yapan CAT Deal (2025) adlı işini anlatmaya başladı. Bu çalışma, Deals serisinin ikinci işiydi: İlki 2013 yılında bir trader ile iş birliği içinde gerçekleştirilmiş ve sanat alanındaki çalışma koşullarını kredi ekonomisiyle ilişkili olarak ele almıştı.

Deals serisinin bu ikinci işi, finansal sistemlerin, kentsel pazar ekonomilerinin ve bir afetin meydana gelme riskinin kesişimindeki işlemleri sahneleyerek 2 Kasım 2025’te Feriköy Bit Pazarı’nda gerçekleştirildi. İşin fikri, 23 Nisan 2025’te İstanbul’da meydana gelen deprem sırasında Delier’e ait seramik bir tabağın altı parçaya ayrılmasıyla ortaya çıktı. Her parça, kenti vurabilecek olası bir afetle —deprem, sıcak hava dalgası, sel, kuvvetli rüzgâr, hortum ve dolu— doğrudan bağlantılı bir sözleşmenin temelini oluşturdu. Delier, Feriköy Bit Pazarı’nda tezgâhını kurarak her parçayı beraberindeki sözleşmeyle birlikte satışa sundu.
Alıcı bir anlaşmaya taraf olur: Sözleşmede tanımlanan olay bir yıl içinde gerçekleşirse parçayı iade etmek zorundadır ve başlangıçta ödediği bedelin belirli bir katsayıyla çarpılmasıyla hesaplanan geri alım tutarını alır. Bir yıl herhangi bir afet yaşanmadan geçerse sözleşme sona erer; alıcı tabak parçasını, Delier ise ilk satıştan elde ettiği geliri elinde tutar. Altı edisyonun tamamı satılırken bit pazarında ufuk açıcı sohbetler de gerçekleşti.

Bu sözleşmeler, 1990’larda ortaya çıkan ve finans piyasalarının bir afetin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği üzerine bahis oynamasına imkân tanıyan afet tahvilleriyle (CAT bonds) aynı mantığı izler. Afet gerçekleşmezse yatırımcılar faiz geliri elde eder; gerçekleşirse yatırdıkları paranın tamamını kaybeder ve acil müdahale ile yeniden inşa için kullanılabilecek bir sermaye havuzu oluşur.
Türkiye bağlamında Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK), 1999 İzmit depreminden sonra kurulmuş ve tüm mülk sahiplerinin taşınmazları için zorunlu deprem sigortası primi ödemesini öngörmüştür. Son yirmi yılda kentsel alanların genişlemesi ve müteahhitlik faaliyetleri, inşaat sektörüne yönelik finansal programlarla teşvik edilerek yerleşimlerin büyümesini hızlandırmıştır. Bu model, ekonomik faaliyetin yüksek olduğu bölgelere yapılan yatırımlara öncelik verirken çoğu zaman temel altyapı yatırımlarına ihtiyaç duyan düşük gelirli mahallelerin sistemden aynı oranda yararlanamamasına yol açmıştır.

Delier’in Feriköy Bit Pazarı’nda sahnelediği CAT Deal (2025), mülkiyet, spekülasyon ve hayatın kendisinin metalaştırılmasını incelemek için bir merceğe dönüşür. İş; konut piyasasının sismik riskin gölgesinde dalgalandığı ve afet beklentisinin kentsel planlamayı en az kâr kadar şekillendirdiği bir kentte güçlü bir karşılık bulur.
Bu önerme, ekonomik değerin kendisini dışsal olaylara ve dalgalanmalara tabi, istikrarsız bir zemin olarak konumlandırır. Bir anlaşma karşılıklı mutabakatı, aynı zamanda da fırsatı ima eder. Bu edisyonda mübadele hem gerçek hem varsayımsaldır; kayıt dışı ekonomileri ve gayrimenkul ile finansın temelindeki spekülatif mantıkları çağrıştırır. CAT Deal (2025), bit pazarı ortamından ve satıcı figüründen yararlanarak toplumumuzdaki afet yönetimini düzenleyen sistemlerle doğrudan ilişkili bir sözleşme ilişkisi kurar. Hayatlarımızı biçimlendiren finansal araçlarla, pazarlığın hem ekonomik hem toplumsal olduğu bir pazar yerinde ya da sokak köşesinde gelişen olaylar arasında bir süreklilik bulunduğunu öne sürer.
Birkaç hafta sonra, çalışmalarında yapılı çevre ve eserlerin ticaretiyle ilgili konuları da ele alan sanatçı Sophie-Therese Trenka-Dalton ile tanıştım. Sohbetimizi Ekim 2025’in sonlarında Pasaj Zivo’da sürdürmek üzere sözleştik. Burası, geçmiş projelerini ve son yıllarda sanatçı misafir programları kapsamında birkaç kez döndüğü İstanbul ile ilişkisini konuştuğumuz bir mekâna dönüştü. Sanatçının 2021’de başladığı ve hâlen devam eden The Land Walls of Istanbul projesi, yaygın olarak Theodosius Surları olarak bilinen anıtsal kara surlarına odaklanır.
İstanbul’da bulunduğum süre boyunca Fatih çevresinde dolaşırken ya da Marmara Denizi kıyısında yürürken, antik surların kent dokusu içinde belirip kaybolan bölümleriyle birkaç kez karşılaşmıştım. Surlar birbirini izleyen dönemlerde inşa edildi: 4. yüzyılda Büyük Konstantin tarafından yaptırılan tahkimatlar, 5. yüzyılda büyüyen kenti korumak amacıyla II. Theodosius döneminde inşa edilen çift sıralı kara surlarıyla güçlendirildi. Trenka-Dalton’ın projesi özellikle, Bizans Konstantinopolis’inin Haliç ile Marmara Denizi arasındaki batı sınırını bugün hâlâ görünür biçimde belirleyen bu kara surlarına odaklanır. Hem böylesine kapsamlı bir girişim olması hem de sanatçının imge üretim sürecine gösterdiği hassasiyet, surların günümüzdeki durumunu betimleme çabasını benim için etkileyici kıldı.
Surlar kuşatmalara, rejim değişikliklerine ve çok sayıda depreme dayanmış; tarihin bıraktığı izlere rağmen farklı yıkıntı hâlleri içinde günümüze ulaşmıştır. Kısmen restore edilmiş, kısmen yıkılmış biçimde kentin merkezî batı bölgeleri boyunca uzanır; gündelik hayatla ve bir metropolün kentsel gerçeklikleriyle iç içe geçer.

Bugün kentte surlarla karşılaşıldığında, İstanbul’un nüfusunun 1900’lerin başından bu yana on beş kat artmasıyla birlikte son yüzyılda mahallelerini onların çevresinde nasıl kurduğu fark edilir. Sokak dokusu, Theodosius Surları’nın ve çevresindeki parsellerin ötesinde şekillenmiştir; bu parseller arasında Orta Çağ’dan bu yana yerel halkın gıda ihtiyacını karşılayan bostanlar da bulunmaktadır. Günümüzde Theodosius Surları’nın bitişiğinde farklı biçim, işlev ve büyüklüklerde yeşil alanlar varlığını sürdürmekte; bazı bölgelerde doğa harabeye dönmüş altyapı parçalarını yeniden ele geçirmektedir.
Surlar ve çevreleri, açık yerleşimleri sayesinde kentin yoğun merkezinde ihtiyaç duyulan esnek mekânı sunduğundan, farklı topluluklar ve faaliyetler için temas bölgelerine dönüşmüştür. Surların güzergâhını izleyen patikada yürürken çok çeşitli bitki örtülerini, kuşaklar boyunca kesintisiz biçimde işlenen bostanları ve İstanbul sakinlerinin gayriresmî olarak kullandığı alanlara açılan patikaları görmek mümkündür. Trenka-Dalton’ın projesi bu katmanlı koşullarla ilgilenir. Surları arkeolojik kalıntılar olarak yalıtmak yerine, onları çevreleyen canlı ekolojilerin içine yerleştirir.
Sanatçının yöntemi belgeleme, araştırma ve süreklilik taşıyan gözlemi bir araya getirir. Video ve arşiv araştırması aracılığıyla surların kentte hem engel hem de geçiş koridoru olarak nasıl işlediğinin izini sürer. Tarihsel olarak savunma amacı taşıyan surlar, bugün tarım alanlarını, gayriresmî kullanım bölgelerini, yeşil alanları ve modern kentsel altyapıyı birbirinden ayırır. Tarihsel önemleri surları çevrelerindeki yoğun yapılaşma baskısından korumuş olsa da burası, denetim ve mülkiyet meselelerinin aktif biçimde müzakere edildiği tartışmalı bir alan olmayı sürdürür. Örneğin Yedikule’de surlara bitişik bostanlar, ülkedeki en uzun soluklu kentsel tarım biçimlerinden birini temsil ederken 2010’ların başından bu yana imar projelerinin baskısıyla karşı karşıyadır. Kökenleri 1.500 yıl öncesine uzanan bu bahçeler, kentin gıda sisteminin gelişiminde önemli rol oynayan zengin bir tarımsal ve kültürel geçmiş taşır; ancak mevcut kullanımları kentsel dönüşüm nedeniyle tehlikeye girmektedir.

Trenka-Dalton’ın çalışması, ayakta kalan yapıları titizlikle belgelerken bu mekânların şiirselliğinin izleyiciye ulaşmasına da izin veren keskin bir gözlem sunar. Ortaya çıkan görüntüler, bu mekânsal düzenlemelerin sürekliliğini romantikleştirmez. Sabit kamera çekimleri aracılığıyla daha nesnel bir états des lieux —mevcut durum tespiti— yaklaşımı benimseyerek surların ve çevresinin çağımızdaki hâlini aktaran tarihsel bir belgeye dönüşür.
The Land Walls of Istanbul, kültürel miras ile geçim pratikleri arasındaki gerilimi görünür kılar: Surları restorasyonlar aracılığıyla kusursuz tarihsel nesneler olarak korumak ve çevrelerini kaplayarak düzenlemek, bitişik arazileri yüzyıllar boyunca canlı tutan pratikleri silme riski taşır. Trenka-Dalton’ın çalışmasında insanlar, kimlikleri gizli tutulacak biçimde uzaktan filme alınırken tarihî alanın farklı bölümlerini oluşturan karmaşık ilişkiler ağı da görünür hâle gelir. Ortaya çıkan görüntüler, koruma tartışmalarında mimari bütünlüğün yanı sıra toplumsal ve ekolojik sürekliliğin de gözetilmesi gerektiğine işaret eder.

Bu iki sanat eseri, İstanbul’un güncel bir okuması açısından önem taşıyan konulara temas eder: değerin istikrarsızlığı, malzemenin dayanıklılığı ve kentsel mekândaki risk unsuru. Seramik tabaklar kırılabilir; taş duvarlar ise yalnızca biraz çatlayabilir. Her iki iş de kentsel gelişimin yarattığı baskı, koruma ihtiyacı ve eşik kavramıyla temelden ilişkilidir. CAT Deal’de (2025) eşik ekonomik ve etiktir; güvence ile metalaştırma arasındaki çizgiyi temsil eder. The Land Walls of Istanbul’da (2021–devam ediyor) ise mekânsal ve zamansaldır: Bir zamanlar kenti tanımlayan sınır artık onun içine gömülmüş ve kamusal alanın kullanımına ilişkin tartışmalara ev sahipliği yapmaktadır.
Burak Delier ve Sophie-Therese Trenka-Dalton, kente birbirini tamamlayan özelliklere sahip iki farklı okuma sunar. Biri, risk koşulları altında hayatı bir işleme dönüştüren spekülatif çerçevelere odaklanırken diğeri, kentsel biçim ve faaliyetlerdeki köklü değişimlere rağmen varlığını sürdüren maddi bir sürekliliğin izini sürer. Birlikte, heyecan ve tedirginlikle nabzı atan bir kentin haritasını çıkarırlar: bugünün hazlarının, yarının getirebileceklerine dair kaygıyla tartıldığı bir yerin.
-Nikolaos Akritidis