Açık Çağrı | Sıkça Sorulan Sorular


Haziran – Aralık 2024

Açık Çağrı | Sıkça Sorulan Sorular

SAHA Studio programı nedir?
SAHA Derneği tarafından tasarlanan SAHA Studio, görsel sanatlar alanında çalışan sanatçı ve küratörlere yönelik, araştırma ve üretimi kolaylaştırıcı, çok yönlü bir misafir programı. SAHA Studio, program süresince katılımcılarına kişisel bir çalışma alanı, şerefiye ve üretim bütçesinin yanı sıra küratöryel geri bildirim, üretim desteği, öğrenme ve ağ kurma fırsatları sunar. Seçici Kurul üyelerinin dönem boyunca mentorluk verdiği sanatçılar, SAHA Küratöryel Program’a yurtdışından kısa süreli davet edilen konuk küratörlerle profesyonel ağlarını geliştirirler. Dönem ortasında düzenlenen buluşmalarda sanat profesyonelleri ve genel izleyiciden geribildirim alan sanatçılar, dönem sonunda düzenlenen SAHA Açık Studio etkinliklerinde ürettikleri yeni eserleri, araştırma süreçlerine değinen etkinlikler eşliğinde sunarak programlarını tamamlar.

Neden açık çağrı?
2019 yılında faaliyete geçen SAHA Studio programı, 2024 yazına kadar yürüttüğü ilk 7 döneminde SAHA’nın işbirliği yaptığı inisiyatifler, bağımsız küratörler ve programa katılmış sanatçılardan alınan öneriler arasından, her yıl değişen Seçici Kurul’un davet ettiği sanatçıları konuk etti. Program, Haziran-Aralık 2024 arasında sürecek 8. dönemi, araştırma ve üretim ihtiyacına destek arayan daha geniş bir grup sanatçının başvurusunu alabilmek adına ilk kez açık çağrı yöntemini benimsiyor. Böylelikle SAHA Studio, döneme kabul edilecek sanatçılara önerecekleri projeler özelinde kurgulanan etkileşim ve geribildirim imkanları tanımayı, dolayısıyla sanatçıların program sürecini daha verimli yönetmelerine yardımcı olmayı hedefliyor.

Kimler açık çağrıya başvurabilir?
Görsel sanatlar alanında çalışan, programın sunduğu imkân ve bağlantılar sayesinde kariyerinde aşama kaydetmeyi hedefleyen, başvuruda sunacakları belli bir proje üretimi için destek arayan her sanatçı açık çağrıya başvurabilir. Herhangi bir yaş, tema veya malzeme kısıtlaması yoktur.

Nasıl başvuru yapabilirim? Başvuruda istenen belgeler nedir?Başvuru formu ve sunulması gereken belgeler, aşağıdaki sırayla bir PDF’de birleştirerek 3 MB’ı geçmeyen tek dosya halinde ‘’SAHA Studio 8 – Başvuru’’ konu başlığıyla sahastudio@saha.org.tr adresine gönderilmelidir. 1-21 Nisan 2024 tarihleri arasındaki başvuru dönemi haricinde iletilen mailler dikkate alınmayacaktır. Son başvuru tarihi 21 Nisan 2024, saat 18.00’dir (GMT+3).

Başvuruda sunulacak belgeler:
Başvuru Formu
Proje teklifi (maks. 500 kelime)
Taslak bütçe
Özgeçmiş/CV
Portfolyo
Katalog taramaları veya eleştiri kopyaları (var ise)

Proje teklifi ve taslak bütçe nedir?
Proje teklifi, SAHA Studio’nun 6 aylık misafir sanatçı programı süresince üzerinde çalışılmak istenen konuyu, bu konunun kavramsal çerçevesini ve sunumunu detaylandıran, 500 kelimeyi geçmeyecek bir proje özetidir. Taslak bütçe ise, program kapsamında aktarılacak 45.000 TL tutarında şerefiyeyi içeren Araştırma Desteği ile en fazla 120.000 TL tutarındaki Üretim Desteği’nin, planlanan gider kırılımlarını gösteren bir bütçe özetidir. Taslak bütçelerde, sanatçıların program sonunda SAHA Studio Açık günlerinde düzenleyecekleri etkinliğe davet edebilecekleri kişiler için şerefiye ve SAHA Studio mekanından nakliyelerini dahil etmeleri önerilir.

Sanatçı ikilileri veya kolektifler SAHA Studio’ya başvurabilir mi?
Sanatçı ikilileri veya kolektifler SAHA Studio’ya başvurabilirler, ancak Araştırma ve Üretim Desteği bedelleri başvuru sahipleri arasında paylaşılır; ek bir bütçe sağlanmaz.

Değerlendirme kriterleri nelerdir?
Başvurular arasından sanatçıların pratiklerini istikrarlı şekilde ilerletme potansiyeli; şekillendirmekte oldukları ancak hayata geçirilememiş projelerini gerçekleştirme isteği; bu doğrultuda araştırma ve üretim yapmalarına yönelik atölye ihtiyaçları; programın düzenlediği etkinliklere katılarak kolektif bir süreçten beslenme ve katılımcılar arasında yaratılmak istenen etkileşime katkıda bulunma yatkınlıkları dikkate alınır.

Açık çağrı süreci neleri kapsar? Başvuranlar sonuçları ne zaman ve nasıl öğrenir?
Açık çağrı döneminde mail yoluyla toplanan geçerli başvuruların ön jürisi, SAHA Studio’nun geçmiş yedi döneminden davet edilen birer sanatçıdan oluşan 7 kişilik grup tarafından yürütülür. Geriye kalan başvuruları değerlendirerek bir kısa liste oluşturan Seçici Kurul tarafından kısa listede olan sanatçılarla mayıs ayı sonunda bireysel görüşmeler yapılarak döneme seçilecek beş sanatçı belirlenir.

Haziran ayı başında tüm başvuru sahipleri mail yoluyla bilgilendirildikten sonra yeni dönem sanatçıları kamuya duyurulur.

Başvuruları kim değerlendirir?
Haziran-Aralık 2024 dönemi için başvuruların ön jürisi, programın geçmiş dönem katılımcılarından Larissa Araz, Kerem Ozan Bayraktar, Ege Kanar, İz Öztat, Burcu Yağcıoğlu, Burak Delier ve Gizem Karakaş işbirliğinde yürütülür. Akabinde değerlendirmeyi yapacak olan Seçici Kurul, sanatçı Taner Ceylan, bağımsız küratör Eda Berkmen ve SAHA Interim Direktörü Serra Yentürk’ten oluşur.

Programa seçilen katılımcılardan program sürecinde neler beklenir?
Programa katılacak sanatçıların, haftalık olarak belirli bir oranda düzenli olarak atölyede bulunması ve aylık grup toplantılarına katılması; diğer katılımcılarla etkileşime açık bir diyalog kurması; dönem boyunca düzenlenen ara dönem buluşması ve SAHA Studio Açık başta olmak üzere yurtiçi ve yurtdışından konukların ağırlandığı ağ geliştirme etkinliklerinde haklı bir gerekçesi olmadıkça yer alması; belirlenen aralıklarda proje ve bütçelerinin takibi için SAHA Studio ekibiyle iletişim kurması; süreç içinde programa dahil olan küratör, yazar ve diğer davetlilerle ağ kurmaya, etkileşime ve gelişime açık olması beklenmektedir. Program mekanının temizlik, düzen ve güvenliğine aykırı davranışlardan kaçınılması, ortak kullanım kurallarına saygı gösterilmesi şarttır.

Yeni eser üretimlerinin tamamlanması için gerekli teşvik ve destekleri sağlamakla beraber, başvuru sırasında önerilen projelerin, program süreci içerisinde tamamlanması şartı yoktur. SAHA Studio sanatçıların hedeflediği üretimleri yapmalarını sağlamak üzere açık uçlu bir kolaylaştırıcı olarak da destek sağlar. Amaç, bu süreç içinde konuk sanatçının araştırma, üretim ve etkileşim olanaklarını artırmaktır.

SAHA Studio, din, dil, ırk veya cinsel yönelim konusunda taviz vermeden tüm katılımcılarının aynı iyi niyet ve işbirliği prensiplerinde buluşmasını öngörür. Aksi takdirde, bu kural ve prensipleri ihlal edenlerin program katılımları sonlandırılır.

Program mekânının genel özellikleri ile sanatçılara verilen bireysel stüdyo alanlarının ölçüleri nelerdir?
SAHA Studio, İMÇ’nin 5. ve 6. bloklarında konumlanan ve programa özel olarak yeniden işlevlendirilmiş 4 dükkandan oluşur:

5538 numaralı ofis mekanında SAHA ekibinin çalışma alanı, SAHA Studio kütüphanesi, toplantı-etkinlik alanı, tuvaletler ve ana mutfak alanı yer alır. İki dükkanın birleştirilmesiyle kurgulanmış 5560 numaralı mekanda, sanatçıların ortalama 16 m2 ölçülerinde, birbirinden perdelerle ayrılabilen kişisel atölyeleri, mini mutfak ve ortak dinlenme alanını bulunur. Atatürk Bulvarı’na bakan ve doğal gün ışığı alabilen bu mekan, 2.75 metre tavan yüksekliğine ve seramik zemine sahiptir. Yapının 6. Blok bağlantısının sonunda yer alan 6530 numaralı mekan ise, depo, tuvalet ve mutfak alanlarının yanı sıra, sanatçıların seramik, ahşap, ses kayıt gibi farklı mecralarda üretim yapabilecekleri bir teknik atölye olarak hizmet verir.

İMÇ’nin üst katlarında yer alan mekanlara merdivenlerle ulaşılmaktadır; ayrıca blokların yük asansörleri bulunur ancak ara kat merdivenleri dolayısıyla yapı tekerlekli sandalye ile erişime uygun değildir. Erişilebilirlik ihtiyacı olanların, başvurularında durumlarını detaylandırması rica edilir.

Program tarafından sağlanan bir alet, ekipman ve/veya malzeme var mıdır?
SAHA Studio demirbaşları arasında bulunan kurgu ve düzelti programlarına sahip masaüstü bilgisayar, ekran, tablet, projeksiyon, 3d yazıcı, kamera, video ışığı, seramik fırını, tezgah üzeri testere, dikiş makinası ve çeşitli el aletleri, uygun olması halinde üretim ve sergilemeye yönelik olarak sanatçılara ödünç verilir. Ancak projeye özel, spesifik ekipman ya da malzemelerin temini, sağlanacak üretim destek bütçesi kapsamında katılımcılara aittir.

İstanbul dışından sanatçılar da programa başvurabilir mi? Farklı şehirlerden gelen sanatçılara hangi imkânlar sunulur?
SAHA Studio, program ve imkanlarını farklı kentlerden sanatçılara sunma hedefi doğrultusunda İstanbul dışından yapılan başvuruları kabul eder. Bu kapsamda, döneme şehir dışından iki katılımcı seçilmesi hedeflenerek sanatçılara paylaşacakları bir dairede konaklama ve yaşadıkları şehirden İstanbul’a çift yön ulaşım imkanı sunulur. İstanbul dışından başvuran sanatçıların, İstanbul’da kendi konaklama olanakları varsa, şehir dışından döneme katılan sanatçı sayısı ikiyi geçebilir. Tek bir sanatçının şehir dışından katılması halinde ise, sanatçı daireyi SAHA davetiyle kısa dönemliğine İstanbul’a gelen konuk küratörle paylaşabilir.

İstanbul dışından katılan sanatçıların partnerleri, çocukları, yükümlü oldukları kişiler veya evcil hayvanları misafir edilebilir mi?
SAHA Studio sanatçılarına sunulan daire paylaşımlı olduğu için, her iki sanatçının da rahat konaklaması esastır. Hemfikir olunması halinde, sanatçı kendine ait odasında partnerini, çocuğunu veya evcil hayvanını misafir edebilir ancak programa kabul edilen sanatçının kendisi hariç, eşlikçilerinin ulaşım ve yaşam masrafından SAHA sorumlu değildir.

Başvurduğu döneme kabul edilmeyenlere ne önerilir?
SAHA Studio, ilk kez Haziran-Aralık 2024 tarihleri arasındaki 8. döneminde yaptığı açık çağrı sonucunda alacağı başvurular arasından, programın kontenjanı dolayısıyla yalnızca 5 sanatçıyı kabul edebilecektir. Başka bir deyişle, başvurulardan çok kısıtlı bir gruba olumlu dönüş yapmak mümkün olacağından, sanatçıların sonraki dönemlerde yeniden başvurması teşvik ve temenni edilir. Aynı durum, döneme kabul olan ancak kişisel nedenlerden katılamayacak sanatçılar için de geçerlidir.

SAHA Studio’da Mart-Ekim 2023 dönemi başlıyor

SAHA‘nın yurtiçi ve yurtdışındaki ortaklarının katkısıyla katılımcılarına geribildirim, işbirliği ve birlikte öğrenme olanaklarının yanı sıra etkileşime açık bir çalışma alanında yeni projeleri için araştırma, üretim ve sunum bütçesine ek küratöryel destek sağlayan SAHA Studio, Türkiye’nin farklı kentlerinden beş sanatçıyla Mart-Eylül 2023 arasındaki yeni dönemine başlıyor.

Sanatçı Ali Kazma, SAHA direktörü küratör Çelenk Bafra ve küratör Kevser Güler‘den oluşan 2023-2024 SAHA Studio Seçici Kurulu, programın 2021 yılı katılımcıları ile SAHA Sürdürülebilirlik Fonu kapsamında Türkiye’nin farklı kentlerinde işbirliği yapılan bağımsız sanat inisiyatiflerinin işaret ettiği 38 aday arasından iki ayrı döneme katılacak sanatçıları belirliyor.

Programın Mart-Eylül 2023 arasındaki beşinci dönemine Cansu Çakar, Burak Delier, Merve Ertufan, Burak Kabadayı ve Evrim Kavcar katılıyor. Bu yıl ayrıca, Atina merkezli ARTWORKS ve New York merkezli Artis işbirliğiyle Yunanistan ve İsrail’den küratör ve araştırmacıların İstanbul’da konuk edilmesi planlanıyor.

2023-2024 SAHA Studio | Aday gösterenler:

Yasemin Nur, Bengü Karaduman, Onur Gökmen, Ege Kanar, Eser Epözdemir, Berat Işık, Ali Miharbi, İz Öztat, TUNCA; ayrıca SAHA Sürdürülebilirlik Fonu kapsamında desteklenen Garp Sessions (Çanakkale), Loading (Diyarbakır), Merkezkaç (Diyarbakır), Kültürhane (Mersin), Çıplak Ayaklar Kumpanyası (İstanbul), Performistanbul (İstanbul), Monitor (İzmir) ve Nesin İstasyon (İzmir).

SAHA Studio | Eylül-Aralık 2022 Kamusal Programı

Atıf Akın ile Studio Buluşması
17 Eylül 2022, Cumartesi, 18.00

Atıf Akın, Haziran 2022’den bu yana çalışmakta olduğu SAHA Studio’daki atölyesini 17 Eylül 2022, Cumartesi günü, saat 18.00-20.00 arasında 17. İstanbul Bienali ziyaretçilerine açıyor.
Sanatçı stüdyosunun araştırma ve üretim yapılan bir alan olmanın ötesinde, bu üretimlere esin veya yön verebilen çeşitli karşılaşma ve etkileşimlere sahne olduğu fikrinden yola çıkan Akın, SAHA Studio’yu bir buluşma mekânı olarak hayal ediyor; izleyicileri, önceki çalışmalarından bir seçki ile Gazhane’de sergilenen bienal projesinden ipuçların yer aldığı atölyesini keşfetmeye ve bu vesileyle, 11 yılın ardından Türkiye’de tamamladığı araştırma ve üretim sürecini dönem arkadaşları ve Eren Şenkardeş’in DJ performansı eşliğinde kutlamaya davet ediyor. 

Dünya Hava Durumu Ağı Konuşmaları #1 
24 Eylül 2022, Cumartesi, 15.00
Sibel Horada, Aslıhan Demirtaş, Çelenk Bafra, İlksen Mavituna

SAHA Studio’da 17. İstanbul Bienali’ne paralel düzenlenen World Weather Network (Dünya Hava Durumu Ağı) konuşmalarının ilkinde, güncel sanat ortamının yakın geçmişine ve olası gelecek senaryolarına eğiliyoruz. 
Ekoloji ve çevre krizlerinin güncel sanatın gündeminde üst sıralarda yer aldığı bir dönemden geçiyoruz. Bugün dünyamızın yüz yüze bulunduğu krizlerle ilgilenen, bağlamını insan çağında bulan sanat eserleri ve girişimlerinin sayısı giderek çoğalıyor. Dünyada ve Türkiye’de aynı anda izleyebildiğimiz bu ilişkilenmenin sonuçları şimdiye dek ne oldu, ne olabilir? Sanatın ekolojiyle ve aktivizmle kurduğu bağın kısıtlarını tespit etmek için nereye bakmalı? Hangi diyalog alanlarını kurmalı?
Sibel Horada, Aslıhan Demirtaş, Çelenk Bafra ve İlksen Mavituna’nın bir araya geldiği bu panelde; sanatın ekolojik krizlerle ilişkilenmesindeki aktivizm bağlamını, bu bağlamın aktörlerini ve krize verilebilecek cevabın gerektireceği yeni konumları konuşuyoruz. 

Misafirlik Programları Üzerine: Delfina Vakfı
1 Ekim 2022, Cumartesi, 15.00
Aaron Cezar, Sena Başöz, Dicle Beştaş

Delfina Vakfı, 2007 yılından beri Londra’da düzenlediği misafirlik programları, sergiler ve kamusal programlar aracılığıyla yaratıcı pratikleri desteklemek ve uluslararası yeni diyaloglar oluşturmayı hedefliyor. SAHA, Delfina Vakfı ile 2013 yılından beri sürdürdüğü işbirliğiyle Türkiye’den araştırmacı, sanatçı ve küratörlerin Londra’daki programlara katılımını sağlıyor. Delfina Vakfı’nın kurucu direktörü Aaron Cezar, SAHA Danışma Kurulu toplantısı için geldiği İstanbul’da izleyicilerle buluşarak Delfina Vakfı’nın yıllar içinde dönüşen program ve hedeflerinden bahsediyor. Bu bağlamda, 2020-2022 yıllarında Londra’ya iki kez gidip Delfina işbirliğiyle yeni bir performans projesi geliştiren sanatçı Sena Başöz ve bu yaz Delfina’nın küratöryel programına Diyarbakır’daki Loading’ten davet edilen Dicle Beştaş proje ve deneyimlerini aktarıyor.

* Etkinlik dili İngilizcedir.

WWN Konuşmaları #2
Oysa Her Şey Havada

8 Ekim 2022,
Cumartesi, 15.00
Merve Akar Akgün (Art Unlimited), Merve Ünsal (m-est.org), Özge Ersoy (m-est.org; çevrimiçi katılım)

Art Unlimited ve m-est.org’un editörlerinin katılımıyla gerçekleşecek bu sohbet, m-est.org’un SAHA’nın davetiyle World Weather Network kapsamında yürüttüğü yeni yazı dizisinden yola çıkıyor. Bu dizi kapsamında yayımlanan sanatçı metinleri, hava durumunun yanı sıra üretimlerimiz ve yaşadığımız şehirlerdeki diğer yüksek ve alçak basınç alanlarını ele alan sanatsal üretimlere odaklanıyor. Etkinlik, yayıncılık ve görsel sanatlar kesişiminde değişim, kriz ve gelecek tahayyüllerinin kurgulanma biçimlerini tartışmaya açacak.  

* Etkinlik dili Türkçedir.

WWN Konuşmaları #3
8 Ekim 2022, Cumartesi, 17.00
Elmas Deniz

SAHA Studio Haziran-Aralık 2022 dönemi sanatçılarından Elmas Deniz’in kavram odaklı işleri ekonomi ve doğa arasındaki kesişimleri ve bu ikisinin iç içe geçtiği noktaları araştırıyor. Deniz, üçüncüsü düzenlenen WWN Konuşmaları kapsamında insan-doğa ilişkisine, tarih boyunca doğa fikrinin farklı değer sistemleriyle nasıl şekillendiğine ve günümüzün ekolojik kaygılarına odaklanarak, kendi sanatsal üretimine ışık tutuyor.     

* Etkinlik dili Türkçedir.

WWN Konuşmaları #4
15 Ekim 2022,
Cumartesi, 15.00
Can Küçük

Can Küçük, 15 Ekim’de SAHA Stüdyo’da gerçekleşen performatif sunumunda kişisel bir anlatı takip ederek güncel olarak bulunduğu yerin atmosferiyle kurduğu fiziksel ve sosyal ilişkilerin ayrıntılarına iniyor. Yaşamın temel öğelerine göre bölümlendirdiği anlatısına Hatice Yüksel’in müziği eşlik ediyor.

* Etkinlik dili Türkçedir.

WWN Konuşmaları #5
22 Ekim 2022, Cumartesi, 15.00
Burcu Yağcıoğlu

Burcu Yağcıoğlu WWN kapsamında gerçekleştireceği konuşmada durmanın ve atalet kavramının çeşitli perspektiflerden haritasını çıkarıyor ve durma eylemini yapmaya, harekete ve değişime alternatif bir olma biçimi olarak ele alıyor. Yağcıoğlu tembelliğin tarihinden, biyotermodinamiğe, yani yaşamın hareket, durma ve entropi ile olan en temel ilişkisine uzanan araştırmasını görseller eşliğinde sunuyor. Konuşma Ursula K. Le Guin’in 1971 tarihli “Rüyanın Öte Yakası” adlı romanının iklim krizi ve hareket / durma bağlamında ele alınmasıyla son buluyor.

* Etkinlik dili Türkçedir.

Silent University Orientation Program Buluşması
29 Ekim 2022,
Cumartesi, 15.00
Ahmet Öğüt, Yelta Köm, Amal Jibril, Suha Nabhan

The Silent University, yerinden edilmiş kişiler ve zorunlu göçmenler tarafından oluşturulan dayanışma temelli bir bilgi alışverişi platformu. Etkinlikte, Silent University’nin kurucusu Ahmet Öğüt, İstanbul’da sürdürülen Silent University Orientation Program’ın koordinatörü Yelta Köm ve Migration Jam kurucuları ve platformun üyeleri Suha Nabhan ile Amal Jibril, Silent University’nin çıkış noktalarını, değerlerini, 17. İstanbul Bienali’ne paralel SAHA Studio’da paylaşılan projelerini, önceki ve mevcut şubelerin hikayelerini ve daha fazlasını detaylı bir şekilde dinleyiciyle paylaşıyor.

* Etkinlik dili İngilizcedir.

Ethics of Collecting
2 Kasım 2022, Çarşamba,15.00

Esra A. Aysun, Haro Cümbüşyan, Taner Ceylan, Füsun Eczacıbaşı

Ethics of Collecting kurucularından ve SAHA Yönetim Kurulu Üyesi Haro Cümbüşyan, SAHA Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Füsun Eczacıbaşı ve sanatçı Taner Ceylan’ın katılımıyla, British Council Türkiye Sanat Bölümü Direktörü ve akademisyen Esra A. Aysun moderatörlüğünde düzenlenen panel etkinliğinde, koleksiyonculuk ve etik arasındaki ilişki, platformun hazırlandığı A Code of Conduct for Contemporary Art Collectors (Güncel Sanat Koleksiyoncuları için Davranış Kuralları Rehberi) ekseninde tartışmaya açılıyor.  

Ethics of Collecting, farklı coğrafyalardan bir grup koleksiyoncu ve sanat destekçisi tarafından, sanatçı, küratör, galerici ve sanat kurumu direktörleri danışmanlığında, sanat ekosistemi için olumlu bir rol oynamayı önemseyen koleksiyoncuların buluşabileceği bir platform yaratmak amacıyla kuruldu.Koleksiyoncuların sanat eserlerine, sanatçılara, sanat profesyonellerine, ilişkide oldukları sanat kurumlarına ve genel olarak topluma karşı etik sorumlulukları olduğu düşüncesinden yola çıkan Ethics of Collecting, güncel sanat koleksiyoncuları için bir Code of Conduct (Davranış Kuralları Rehberi) hazırladı. 

Sanat ekosisteminin sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde gelişmesi için koleksiyoncu topluluğunun, farklı paydaşların dile getirdiği eleştirilere kulak veren nitelikte bir düzenlemeye gitmesini gerekli bir adım olarak gören platform üyeleri, bu rehberin tüm paydaşlardan gelecek öneriler doğrultusunda düzeltmeler ve geliştirmeler yapılacak canlı bir belge olduğunun altını çiziyor.

Bu çerçevede, 2 Kasım 2022, Çarşamba günü saat 15.00’te SAHA Studio’da düzenlenen etkinlikte sanatçı ve koleksiyoncu ilişkisi, güç dengeleri, hamilik, spekülasyon, şeffaflık, kamusallık, fikri mülkiyet ve sosyal sorumluluk gibi günümüz kültür sanat alanı içinde kritik ve belirleyici sayılan etik ilke ve olgular, konuşmacıların bireysel perspektifleriyle ele alınacak.

Etkinliğe katılım bilginizi iletmenizi rica ederiz: info@saha.org.tr

Akademi: Sanat Pratikleri, Araştırma Çalışmaları ve Öneriler
5 Kasım 2022,
Cumartesi,15.00
İbrahim Cansızoğlu, Kerem Ozan Bayraktar, Borga Kantürk, Yasemin Nur

Bir kurum ve kavram olarak “akademi”yi merkeze alan panel etkinliği, 17. İstanbul Bienali’nin küresel meselelerden biri olarak gündeme getirdiği “Öğrenmenin Yolları” başlığından yola çıkıyor; SAHA Studio katılımcılarının önemli bir kısmının sanatsal pratiklerine paralel akademik rol sahibi olmaları dolayısıyla, güncel sanat ortamının bir olgusu olarak akademinin altını çiziyor.
Bu bağlamda, İbrahim Cansızoğlu’nun moderatörlüğünde SAHA Studio’nun geçmiş dönem sanatçılarından Yasemin Nur, Borga Kantürk ve Kerem Ozan Bayraktar’ı bir araya getiren panelde, bu iki alan arasındaki denge, geçişlilik, çatışma ve diğer dinamiklerin tartışmaya açılması amaçlanıyor.

* Etkinlik dili Türkçedir.

Film Gösterimi: The Story Won’t Die
Silent University Orientation Program ve Migration Jam sunumuyla
9 Kasım 2022, Çarşamba, 18.00
Prodüksiyonunu Sundance ödüllü Odessa Rae (Navalny), yönetmenliğini ise ödüllü yönetmen David Henry Gerson’ın üstlendiği The Story Won’t Die, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyanın en büyük ve en uzun süreli insan göçünü protesto ve idrak etmek için üretimlerini araç olarak kullanan genç nesil Suriyeli sanatçılara dair ilham verici ve vakitlice bir bakış sunuyor.
 
Suriye’deki ayaklanmalarda yaratıcı alandan ünlü isimler, barış, adalet ve ifade özgürlüğü için verilen mücadeleyi yansıtan bu yeni belgeselde devrimi gerçekleştirmek ve sürgüne göğüs germek için sanatlarından yararlanıyor. Günümüzde mülteci olmanın ne ifade ettiğine dair iyimser ve insancıl bir bakış sunan film, savaşın kaosuna cevaben ilham ve umut verici perspektifler sunuyor.
 
* Giriş ücretsizdir. Gösterim dili İngilizcedir. 

Misafirlik Programları Üzerine: Artworks
12 Kasım 2022,
Cumartesi, 15.00
Eirini Fountedaki

SAHA’nın Atina merkezli ARTWORKS ile yürüttüğü işbirliği kapsamında, SAHA Studio’ya konuk olan ikinci küratör Eirini Fountedaki, Ekim-Kasım 2022 döneminde İstanbul’da yürüttüğü araştırmaların bulgularını ve bu iki kentte küratör olarak katıldığı programlara dair deneyimlerini dinleyicilerle paylaşıyor.

* Etkinlik dili İngilizcedir.

—————————————————————————————————————————————————–

Göç Anlatılarına Yeni Bir Çerçeve
Silent University Orientation Program ve Migration Jam işbirliğiyle
10 Aralık 2022, Cumartesi 14.00

Bugün Türkiye’de göçle ilgili ana akım anlatılar nelerdir? Bu anlatılar nasıl şekilleniyor? Bu anlatıların mültecilerin, göçmenlerin ve yerel halkın yaşamları üzerindeki etkileri nedir? Ve bu anlatıları nasıl yeniden çerçevelendirebiliriz? 

Bu panelde katılımcılar İstanbul’daki farklı üniversitelerden göç alanıyla bağlantılı akademisyenler ve öğrencilerle birlikte bu sorulara yanıt arayacaklar. Bu panel, göçle ilgili anlatılara, bu anlatıların Türkiye’de yaşayan mülteci ve göçmenlerin yaşamları üzerindeki mevcut etkisine ve akademik alanın bu anlatılara karşı koymada veya bu anlatıları yeniden çerçevelendirmede nasıl bir rol oynayabileceğine odaklanıyor. 

Konuşmacılar:
Yeşim Hancı-Kaya Columbia Üniversitesi’nde doktora adayı
Gülşah Kurt UNSW’da Post-doc Araştırma Görevlisi 
Leyla Savsar İsitinye Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi 
Moderator: Sabancı Üniversite’sinde Master Öğrencisi Esma Güzin Yarıcı 
Sunucu: Migration Jam’ın ortak kurucularından Suha Nabhan 
Özel konuk: Janis Janowsky – INSMS’ın Stratejik Direktör 

* Etkinlik dili İngilizcedir.

Film Gösterimi: Al Compas
Silent University Orientation Program ve Migration Jam sunumuyla
17 Aralık 2022, Cumartesi, 14.00

Al compás, Lübnan ve İspanya, Filistin ve Golan Tepeleri arasındaki farklı gerçeklikleri kucaklayıp keşfederken müzik aracılığıyla farklı dünyaları birleştiren iki Arap sanatçı Bahaa Al Jomaa ve Yazan Ibrahim’in portresini çiziyor.
Kendi topraklarından uzakta yaşıyor olsalar da, ister bir direniş biçimi ister dünyayı keşfetmek ve inanılmaz yeteneklerini ortaya koymak ve paylaşmak için bir araç olsun, yaptıkları ve paylaştıkları müzik aracılığıyla özlerini ve yaşam tutkularını gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Yazan’dan alıntı yaparsak, “Bu hikayeler benzer gibi görünüyor çünkü bu insanların çoğu aynı fiziksel yolculuğu yapmış. Ancak her birinin özü çok farklı. Onların gerçek hikayesi nedir? Şu anda bulundukları yere gelmek için nelerden geçmek zorunda kaldıklarının ötesinde.”

* Etkinliğe giriş ücretsizdir. Gösterim dili İngilizce altyazı Arapçadır. 

Atıf Akın ile Final Studio Buluşması | Fakülte Toplantısı
5 Ocak 2023, Perşembe, 18.00

Atıf Akın, katılımcıları arasında olduğu Haziran-Aralık 2022 döneminin final etkinliği olarak, 5 Ocak 2023, Perşembe günü, saat 18.00’de SAHA Studio’da yürütücülüğünü üstlendiği bir buluşma organize ediyor. 

Bir fakülte toplantısına öykünen ve başlığını buradan alan buluşma, Akın’ın SAHA Studio sürecindegeliştirdiği ÜNİVERSİTE_BİR PROJE adlı çok katılımcılı yayın ve sergi projesini merkeze alıyor.Modernite sonrası üniversiteleri küresel ütopyalar olarak değerlendiren bu proje kapsamında bir toplantıortamı kurgulayan Akın, akademiye dair eleştirel diskuru geliştirmek ve üniversite fikrini yeniden hayal etmek üzere kariyerinde sanat, tasarım, mimari ve akademi arasındaki ilişkileri çeşitli epistemolojik çerçevelerde sorunsallaştırmış sanatçı ve akademisyenleri davet ediyor. 

Katılımcılar:
Atıf Akın
Burak Delier
Cevdet Erek
Güven İncirlioğlu
Mona Mahall
Aslı Serbest

SAHA Studio | 17. İstanbul Bienali

SAHA Studio, bu yıl 17 Eylül-20 Kasım tarihleri arasında düzenlenen 17. İstanbul Bienali‘nin katılımcıları ve mekânları arasında yer alıyor.

Bienal boyunca çarşamba ve cumartesi günleri, 12.00-19.00 saatleri arasında kapılarını izleyicilere açan SAHA Studio, dönem katılımcılarının farklı mecralarda sürdürdükleri çalışmalara ilişkin araştırma ve üretim süreçlerinin takip edilebildiği, kamusal etkinliklerin yapılacağı bir mekân olarak kurgulanıyor. 

2019 yılından günümüze programın beş dönemine odaklanan interaktif bir arşiv sunumuyla, sanatçı üretimleri ve etkinliklere ait görsel dosyaları, proje videoları, destek verilen yayınlar, katılımcıların güncel portfolyoları gibi farklı mecra ve kaynaklara erişim sağlanan SAHA Studio’da, bienal boyunca düzenlenen kamusal program yoluyla, dönem katılımcılarının pratiklerine ve çalışmalarında öne çıkan kimi temalara ışık tutuluyor.

Elmas Deniz, Can Küçük ve Burcu Yağcıoğlu, SAHA’nın kurucu üyelerinden olduğu ve küresel iklim krizine karşı 28 ülkeden sanatçı ve yazarları bir araya getiren World Weather Network işbirliği kapsamında yeni çalışmalar üretirlerken, 17. İstanbul Bienali katılımcıları Atıf Akın ve Ahmet Öğüt & Silent University Orientation Program ekibi ise, ziyaretçilere Gazhane’de yer alan bienal projelerine paralel bir atölye ve buluşma alanı sunuyorlar.

SAHA’nın 2011 yılından günümüze desteklediği ve yürüttüğü projeleri, sanatçı Burak Arıkan’ın ağ haritalama platformu Graphcommons üzerinde inceleyebilen izleyiciler, 17. İstanbul Bienali katılımcılarından tasarımcı ve web sitesi geliştiricisi Yehwan Song’un yaşayan bir organizmayı taklit ederek sürekli büyüyen ve izleyicileri katılımcılarla bir diyaloğa davet eden Cascading Spiral adlı üretimini de SAHA Studio’da deneyimlenebiliyor.

SAHA Studio Kamusal Program
Her Çarşamba ve Cumartesi 12.00-19.00 arası ziyarete açıktır.


17 Eylül 2022, Cumartesi
18.00-20.00: Atıf Akın ile Studio Buluşması

24 Eylül 2022, Cumartesi
15.00-16.30: WWN Konuşmaları #1 
Sibel Horada, Aslıhan Demirtaş, Çelenk Bafra, İlksen Mavituna

1 Ekim 2022, Cumartesi
15.00-16.30: Misafirlik Programları Üzerine: Delfina Vakfı*
Aaron Cezar, Sena Başöz, Dicle Beştaş

8 Ekim 2022, Cumartesi
15.00-16.30: WWN Konuşmaları #2
Merve Akar Akgün, Merve Ünsal, Özge Ersoy (çevrimiçi katılım)

17.00-18.30: WWN Konuşmaları #3
Elmas Deniz

15 Ekim 2022, Cumartesi
15.00-16.30: WWN Konuşmaları #4
Can Küçük

22 Ekim 2022, Cumartesi
15.00-16.30: WWN Konuşmaları #5
Burcu Yağcıoğlu

29 Ekim 2022, Cumartesi
15.00-16.00: Silent University Orientation Program ile Buluşma*

2 Kasım 2022, Çarşamba
15.00-18.00: Ethics of Collecting

5 Kasım 2022, Cumartesi
15.00-18.00: Akademi
İbrahim Cansızoğlu, Kerem Ozan Bayraktar, Borga Kantürk, Yasemin Nur

12 Kasım 2022, Cumartesi
15.00-16.30: Misafirlik Programları Üzerine: Artworks*
Eirini Fountedaki

19 Kasım 2022, Cumartesi
12.00-19.00: SAHA Studio Açık 

* Etkinlik dili İngilizcedir 

SAHA Studio’da yeni dönem başlıyor

SAHA Studio’da yeni dönem İstanbul Bienali ve World Weather Network işbirliğiyle başlıyor

Türkiye’den sanatçıların üretim ortamlarını destekleyerek uluslararası sanat kurumu ve aktörleriyle etkileşimlerini artırmaya çalışan SAHA Studio beşinci dönemine başlıyor. SAHA Studio’nun Haziran-Aralık 2022 dönemine Atıf Akın, Elmas Deniz, Can Küçük, Burcu Yağcıoğlu ve Ahmet Öğüt & Silent University Orientation Program ekibi (Amal Jibril, Suha Nabhan, Yelta Köm) katılıyor. 

SAHA Studio, bu yıl 17. İstanbul Bienali‘nin katılımcıları ve mekânları arasında yer alıyor. 17 Eylül’den itibaren çarşamba ve cumartesi günleri, 12.00-19.00 saatleri arasında kapılarını bienal izleyicisine açan SAHA Studio, sanatçı üretimlerinin paylaşılacağı ve konuşmaların yapılacağı bir mekân olarak kurgulanıyor. Sanatçıların eser üretim süreçlerine yakın bakışların sunulacağı SAHA Studio’da sanatla daha derin bir bağ kurmak isteyen izleyicilerin bienal boyunca bir araya gelmesi planlanıyor. SAHA bu yıl da İstanbul Bienali’ne Türkiye’den katılan sanatçıların yeni projelerine fon ve kaynak sağlıyor. Ayrıca, bienal küratörleri ve yurtdışından İstanbul’a araştırmaya gelen bienal sanatçılarının bir kısmına Galata’daki SAHA Residency’de konaklama imkânı sunuyor. 

SAHA’nın küresel iklim krizine karşı 28 ülkeden sanatçı ve yazarları bir araya getiren World Weather Network‘e katılımı da SAHA Studio’nun sonbahar programını belirleyici nitelik taşıyor. Sanatçılardan Elmas Deniz, Can Küçük ve Burcu Yağcıoğlu SAHA’nın World Weather Network için işbirliği yaptığı bağımsız sanat inisiyatifi m-est.org ile birlikte SAHA Studio’ya davet edilirken 17. İstanbul Bienali katılımcılarından Atıf Akın ve Ahmet Öğüt & Silent University Orientation Program ekibinin SAHA Studio’nun yeni dönemine katılımı ise 17. İstanbul Bienali küratörleri ile ortaklaşa belirlendi. SAHA Derneği tarafından 2019’da Beyoğlu’nda 350 metrekarelik bir mekânın işlevlendirilmesiyle faaliyete geçen SAHA Studio, davetli sanatçılara çalışma mekânı ve küratoryal desteğin yanı sıra projeleri için araştırma, üretim, sergileme ve sunum desteği sağlayarak çalışmalarını sürdürebilecekleri bir alan açıyor. Aynı zamanda uluslararası küratör ve yazarları da ağırlayan SAHA Studio, sanat çevresindeki diyaloğun zenginleşmesine katkı sunan programlarıyla her yıl iki ayrı dönemde 10’un üzerinde katılımcıya ev sahipliği yapıyor.

SAHA Studio Haziran-Aralık 2022 Sanatçıları: Atıf Akın, Ahmet Öğüt & Silent University Orientation Program ekibi (Amal Jibril, Suha Nabhan, Yelta Köm).

SAHA Studio Haziran 2022 – Mart 2023 Sanatçıları: Elmas Deniz, Can Küçük, Burcu Yağcıoğlu

SAHA Studio Seçici Kurulu: Ute Meta Bauer, Amar Kanwar, David Teh (17. İstanbul Bienali); Merve Ünsal, Özge Ersoy (m-est.org); Çelenk Bafra (SAHA)

SAHA Studio Açık

SAHA Studio, dönem sonu sunumlarıyla 25 Mayıs 2022 günü kapılarını açıyor. Ekim 2021’den beri araştırma ve üretimlerini SAHA Studio’da yürüten sanatçılar Eser Epözdemir, Berat Işık, Ali Miharbi,
İz Öztat
ve TUNCA’nın desen, video, heykel ve yerleştirme gibi farklı mecralarda ürettikleri çalışmalar
25-28 Mayıs 2022
tarihlerinde, her gün 12.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Sanatçı Gülsün Karamustafa, küratör Özge Ersoy ve SAHA direktörü küratör Çelenk Bafra’dan oluşan seçici kurulun SAHA Studio’nun geçmiş katılımcıları ve bağımsız küratörlerden öneri alarak davet ettiği beş sanatçının SAHA desteğiyle üretilen çalışmalarını izleyicilerle paylaşacakları SAHA Studio Açık kapsamında bir dizi etkinlik de düzenleniyor.

SAHA Studio Açık
25-28 Mayıs 2022, her gün 12.00-19.00

Sıraselviler Cad. No: 35, Cihangir, Beyoğlu 34433 İstanbul

Ayrıntılı bilgi için: www.saha.org.tr / info@saha.org.tr

Tel: +90 212 244 06 05

Etkinlik Programı

25 Mayıs 2022, Çarşamba

17.00-18.00 : Ali Miharbi, Ham madde
Ali Miharbi, işlerine arka plan oluşturan, pandeminin ilk döneminde derleyip düzenlemeye başladığı 2016 sonrası notlarını, bunlardan oluşan aynı başlıklı sanatçı kitabının çıkış noktalarını ve bölüm içeriklerinde belirleyici olan kavramsal soruları dinleyicilerle paylaşıyor. Kullanılan araçların düşünme şeklimize etkileri, hoş rastlantılara olduğu kadar beklenmedik kazalara da zemin hazırlayabilmesi gibi konular üzerinde duran sanatçı, analog ve dijitalin genişletilmiş anlamları, antik dönem ve orta çağdan günümüze dek kullanılan bilim öncesi ve sonrası bilgi üretme pratikleri ile sanatsal araştırma yöntemleri ve medya kuramı arasında kurduğu bağlantıları, SAHA Studio’da üretilen Hava Tezgâhları işine de değinerek anlatıyor.

18.00-19.00 : Eser Epözdemir & Serhan Ada, Bir mekân, su ile zaman
Eser Epözdemir’in su üzerine çalışmalarına eklenen yeni bir alan olarak “zaman”a, ve su ile zamanı ilişkilendirme denemesine dair Serhan Ada ile yapacağı söyleşi, SAHA Studio’da üretilen Saçıldıkça Toplanan‘ı biçimlendiren su, zaman ve birey-mekân ilişkisine bakmak üzerine bir zihin akışı niteliği taşıyor.

26 Mayıs 2022, Perşembe

18.00-19.00 : İz & Ra, Yapım Aşamasında: Uf
İz Öztat, Tarihteki her isim bendir ve ben bir başkasıdır adlı devam eden çalışmasında, kendisine tarihi bir figür, hayalet ve alter ego olarak görünen Zişan’ın (1894-1970) (oto)biyografisini kurguluyor. (Oto)biyografinin Uf başlıklı bölümü, Zişan ve Vita (Sackville-West) arasındaki aşkı hayal etmeye odaklanıyor. Zişan ile Vita’nın karşılaştıkları ve zaman geçirdikleri fotoğraf stüdyosunun canlandırıldığı SAHA Studio’daki mekân kurgusuna, 20. yüzyıl başında bir fotoğraf stüdyosunda bulunan oryantalist öğeler ile güncel olarak dolaşımda olan oryantalist estetik arasında bağlantılar, sanatçı stüdyosuna dair mitler ve aşk deneyimine içkin, arzu üreten fanteziler yön veriyor. İz ve Ra, kendileri ve aynı zamanda Zişan ve Vita olarak, atanmış cinsiyeti kadın olan iki öznenin birbirleriyle ilişki içinde benliklerini kurdukları aşk deneyimini bir araştırma sahası olarak yapılandırıyorlar. Bu süreç, sahneye dönüşen stüdyoda vuku bulan anlarla ve ileride bir yayına dönüşecek içerikten parçalarla görünür oluyor. İz ve Ra, konuşmada bu süreci şekillendiren araştırmayı ve birlikte oluşturdukları kolektif çalışma yöntemlerini paylaşarak tartışmaya açıyorlar.

27 Mayıs 2022, Cuma

17.00-18.00 : Berat Işık & Yekhan Pınarlıgil, Göz kamaşması, ışık ve hafıza üzerine bir sohbet
Sinemadayız. Karanlığın tam ortasında. Karşımızda apaydınlık olması gereken beyaz perde. Ama o da karanlık. Büyülemesi gereken bir hikâye, adeta hipnoza çağıran bir kurgu bekliyoruz, boşuna. Ekranda hareket etmesi gereken siluetler yok; ne bir dekor, ne bir manzara, siyah hiçbir şeye açılmıyor. Işık vurdukça yazılan bir hafıza yok, piksellerin aydınlanmalarıyla bildiren imgeler yok. Bu kez ekranda retina sürekliliğine ihtiyaç yok. Göz kamaştıran bir karanlık var, derin ve sonsuz, baş döndüren bir karanlık! Bu kez hikâyeden ne kalacaksa sesle kalacak. Ne kalacaksa hafızada, tekrar eden sözlerden kalacak. Bir de belki sinemadan çıkınca elimizde birkaç dergi…

Berat Işık ve Yekhan Pınarlıgil sinemanın dehlizleri, karanlığın ışıltısı ve sanatın hafıza stratejileri üzerine sohbet ediyorlar.

18.00-19.00 : TUNCA & Ezgi Bakçay, 3-2-1!
TUNCA ve Ezgi Bakçay, başlığı bir roketin uzaya fırlatılma esnasındaki geri sayıma gönderme yapan buluşmada, izleyiciyi çocukluktan uzaya, bilimden bilimkurguya uzanan bir hatta, geçmişi, geleceği ve ütopyaları bir arada düşünmeye davet ediyor. Çocukluğunda şahit olarak büyüdüğü “sol”un melankolik gölgesinde, 1961’de uzaya salınan kozmonot Yuri Gagarin’in, günümüzde dünyaya tekrar ama bu sefer adeta çakılarak inmesini, kişisel tarihler ve toplumsal hezeyanlar üzerinden tartışmaya açan sanatçı, söyleşi sırasında bir performans da gerçekleştiriyor: Ukraynalı şef Ievgen Klopotenko’nun barışçıl bir eylem olarak “herkesi bir kase çorbanın etrafında toplama” çağrısına katılan sanatçı, 2014 yılında, gastronomi ve görsel sanatları birleştiren
Desire projesi kapsamında incelediği Borş çorbasını, daha önce İstanbul, Paris, Amsterdam ve Tel Aviv’de gerçekleştirdiği performansların ardından bu kez SAHA Studio’daki dinleyiciler için hazırlıyor. 

Katılımcılarına SAHA’nın yurtiçi ve yurtdışındaki ortaklıklarının katkısıyla diyalog, iş birliği ve birlikte öğrenme olanakları sunan SAHA Studio, davetli sanatçılara uzun süreli atölye ve ortak çalışma mekânı ile projeleri için araştırma ve eser üretim fonu sağlıyor; Türkiye’nin farklı kentlerinden görsel sanatçıların yanı sıra, yurtdışından yazar ve küratörlerin araştırmalarını İstanbul sanat ortamıyla etkileşim içinde geliştirmelerini destekliyor. 

28 Mayıs 2022, Cumartesi

12.00-19.00 saatleri arasında SAHA Studio genel ziyaretlere açıktır.

SAHA Studio Açık | Ara Dönem Buluşması

Güncelleme: 12 Mart Cumartesi günü SAHA Studio’da gerçekleşmesi planlanan SAHA Studio Açık buluşması, 10 Mart akşamından itibaren etkili olması beklenen kar fırtınası nedeniyle 2 Nisan Cumartesi günü, 12.00-19.00 saatleri arasına ertelenmiştir. 

Dördüncü dönemine Eser Epözdemir, Berat Işık, Ali Miharbi, İz Öztat ve TUNCA’nın katılımıyla devam eden SAHA Studio, 2 Nisan Cumartesi günü, 12.00-19.00 saatleri arasında genel ziyarete açılıyor.

Dönem arasında düzenlenen SAHA Studio Açık, sanatçıların mayıs sonunda bir sergi ve kamusal programla sunacağı projelere kaynaklık eden fikir, durum ve kavramları diyaloğun parçası haline getirmeyi hedefleyen bir buluşma olarak kurgulanıyor. 

Bu bağlamda, SAHA Studio’nun dördüncü dönem sanatçıları, ziyaretçilerle henüz gelişim aşamasında ve dönüşüme açık olan fikir ve üretimlerini paylaşıyorlar: Eser Epözdemir, bir süredir araştırmalarında yer tutan kent, tarih, akışkanlık gibi anahtar kelimeler etrafında şekillendirdiği yeni projesinin, Berat Işık, geçmiş videolarını “bükme” niyetiyle yapı bozuma uğrattığı iki yeni işinin, TUNCA ise ideolojik bir figürü güncel politik gelişmeler ışığında yeniden okumaya açtığı serisinin ilk aşamalarını sunuyor. Ali Miharbi, bulunduğu ortam ve insandan aldığı verilerin ileticileri haline gelen deneysel mekanizmalarıyla laboratuvar benzeri bir mekân kurarken, İz Öztat da ziyaretçileri 2010 yılından bu yana kendisine tarihi bir figür, hayalet ve alter ego olarak görünen Zişan’la işbirliğini sürdürdüğü değişken bir mekânın ilk kurgusuna davet ediyor. 

Sanatçı Gülsün Karamustafa, küratör Özge Ersoy ve SAHA direktörü küratör Çelenk Bafra’dan oluşan seçici kurulun davetiyle, Ekim 2021’den bu yana SAHA Studio’da çalışmaya devam eden dördüncü dönem sanatçılarıyla buluşup çalışmaları üzerine sohbet etme imkânı bulacağımız SAHA Studio Açık’a herkesi bekliyoruz! 

SAHA Studio Açık
2 Nisan 2022, Cumartesi, 12.00-19.00
Adres: SAHA Studio
Sıraselviler Caddesi, No.35, -2 Bodrum Kat, Cihangir, Beyoğlu 34433 İstanbul
Ayrıntılı bilgi için: www.saha.org.tr / info@saha.org.tr

Mekâna bir seferde en fazla 50 kişi kabul edilecektir.
Sağlık önlemleri gereği tüm ziyaretçilerin yüz maskesi takması zorunludur.

Güncel Sanatta Işık: Hale Tenger ve Ali Kazma ile Söyleşi

Bu yıl 30+1. yılını kutlayan TEPTA, destekçileri arasında olduğu SAHA Studio iş birliğinde, 24 Mart Perşembe günü Ali Kazma ve Hale Tenger’in de katılımıyla ışık, mekân ve güncel sanat arasındaki bağı odağına alan Güncel Sanatta Işık başlıklı bir söyleşi düzenleniyor.

Çalışmalarında kolektif ve bireysel bellekte iz bırakmış travma ve paradokslara vurucu bir dille yer veren, farklı tekniklerden yararlanan pratiğini ses ve ışık kullanımıyla çok-duyulu bir deneyime dönüştüren Hale Tenger ile mercek temelli mecralarda, insanın faaliyetleri aracılığıyla varlığını ve dünyayı anlamlandırma biçimlerini araştıran Ali Kazma‘nın SAHA Studio’da gerçekleşecek söyleşisinin moderatörlüğünü TEPTA Aydınlatma Stratejik Marka Direktörü Özlem Yalım üstleniyor.

Güncel Sanatta Işık: Hale Tenger ve Ali Kazma ile Söyleşi
24 Mart 2022, Perşembe
18.00

Adres:
SAHA Studio
Sıraselviler Caddesi, No.35, -2 Bodrum Kat, Cihangir, Beyoğlu

Not: Etkinlik kontenjanı 60 kişi ile sınırlıdır ve SAHA Studio’ya yalnızca maske ile giriş yapılabilecektir.
Katılım bilginizi 18 Mart Cuma gününe kadar info@saha.org.tr adresine bildirebilirsiniz. 

Hale Tenger Hakkında

Hale Tenger (d.1960, İzmir), Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı Bölümü’nün ardından 1986 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Seramik Bölümü’nden mezun oldu ve yüksek lisansını 1988 yılında South Glamorgan Institute of Higher Education’da tamamladı. 2019’da 16. İstanbul Bienali’ne katılan Tenger’in 2018 yılında Dubai, Alserkal Avenue’da gerçekleşen kişisel sergisi, 2017’de davet edildiği 57. Venedik Bienali’nden sonra yurt dışında gerçekleşen en geniş kapsamlı projesi oldu. Eserleri Centre Pompidou, Art Gallery of Western Australia, İstanbul Modern, Arter, Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Koleksiyonu gibi birçok koleksiyonda yer alan Tenger, İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor.

Ali Kazma Hakkında 

Ali Kazma (d.1971, İstanbul) lisansını University of Colorado at Boulder’da, yüksek lisansını New York City’deki The New School University’de tamamladı. 2013 yılında 55. Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’nda solo sergisi gerçekleşen sanatçının en kapsamlı video sergilerinden biri ise Jeu de Paume, Paris’te 2017 yılında gerçekleşti. 2001’de UNESCO Sanata Destek Ödülü ve 2010’da Nam June Paik ödülü alan sanatçının işleri, CNAP (Paris), İstanbul Modern, MEP (Paris), MONA (Tazmanya), Sztuki Museum (Lodz), Tate Modern (Londra), TBA21 (Viyana), Foundation Louis Vuitton Koleksiyonu (Paris) ve Vehbi Koç Vakfı Koleksiyonu (İstanbul) gibi birçok uluslararası kurumsal koleksiyonda yer alıyor. Ali Kazma İstanbul ve Paris’te yaşıyor ve çalışıyor.

Kronotop: SAHA Studio Dördüncü Dönem Sanatçılarıyla Bir Değerlendirme

Serra Yentürk: Pandemi sürecinde akıp giden zamanı bir nebze somutlaştıran ya da anlamlandıran, muhtelif yerlerde yaşanan, tanık olunan veya üretilen şeyler oldu. Zamanın temsiliyetine böyle bir zemin sağlayan mekânla hemhâl oluşu, mekânın barındırdığı his, fikir, eylem ve öyküleri şekillendirişi, bu ikisinin kronotop denen potansiyel ve bütünlüğe erişmesi, bu sıra dışı dönemde daha algılanabilir hale geldi. Bu özel zaman-mekân eşleşmesi ve çıktıları, misafir sanatçı programlarının işleyiş ve ruhunu da epey iyi özetliyor…

Bu programların son on yılda çoğalıp çeşitlenmesi, giderek kaotik hale gelen dünya gündemi ve güncel sanat dünyasının kâr amaçlı yapılanmaları karşısında bir nefeslenme ihtiyacı ile yakın ilişkili. Finlandiyalı küratör Irmeli Kokko’nun ifadesiyle, bu gibi programlar sanatçıların “çizgisel [farz edilen] zamanın üretkenlik üzerine kurulu etosundan”[1] sıyrılabilmesine imkân verirken farklı zamansallıkların bir arada var olabileceği, etkileşime açık bir alan sağlıyorlar. Dolayısıyla, her anın ekonomik karşılığı olan bir üretim için fırsat olarak görülmediği, katılımcıların pratiklerini değerlendirmesine olanak sağlayan, açık uçlu bir inzivanın gerekliliğini tanımak, bugün (pandemi sonrası dünyada) her zamankinden elzem görünüyor. 

Konuya benzer bir yerden yaklaşan akademisyen ve küratör Florian Schneider da bir misafir sanatçı programının hiçbir zaman kendi için ya da kendi başına var olmadığına, birbirinden farklı zamansal katmanlar arasında yeni bağlar türetme kapasitesine bağlı işlevine değiniyor. Bir programın katılımcıları arasında kusursuz bir senkrondan bahsetmenin pek mümkün olmadığını akılda tutarak, bu bağları türetmek, gelişim aşamasındaki işlerin kaynaklarında -varsa- birbirine yaklaşan noktaları birlikte keşfetmek ve sonuca odaklanmadan, bizzat yaratıcı süreç üzerine konuşmak için sizleri her birimizin kendi zaman-mekânından eriştiği, Google Docs üzerinde şekillenecek olan bu dijital ortam buluşmasına davet etmek istedim. Kabul edip, zaman ayırdığınız için hepinize teşekkürler.

Belki bu yazılı sohbete önce “atölye” fikri üzerine konuşmakla başlayabiliriz. Burada bahsedilen atölye elbette ev-atölye kadar kişisel ve mahrem bir alan değil. Perdelerle bir ölçü yalıtabileceğiniz, geçici bir mekân. Dolayısıyla SAHA Studio’da bir mekândan ziyade, bir “durum”un içinde çalışıyordunuz. Bu paradigma çalışmalarınızı nasıl etkiledi? 

Ali Miharbi: Benim açımdan atölyeye referans vermek veya işlerin o mekândan kaynaklı durumlardan şekillenmesi değil de genel itibarıyla dolaylı bir etkiden bahsedebiliriz, o da buranın dinamikleri: SAHA Studio Açık dışında da ara ara ziyaretçilerin, toplantıların olduğu, içinde bir ofisin de bulunduğu paylaşımlı bir ortam olması, izole edilmiş bir atölyede çalışma durumu ile karşılaştırıldığında insanın üretimini ister istemez farklılaştırıyor. Sanatçılar kendi projeleri üzerinde çalışıyor olsa da her sanatçının etrafında kendi dışında bir şeylerin geliştiriliyor olmasına tanıklık etmesi ve arada yapılan fikir alışverişlerinin yarattığı atmosfer arka planda işlerin gidişatını da etkiliyor diye düşünüyorum. Hatta doğrudan etkilediği durumlar da oldu; örneğin sürtünme sesi yoluyla kalp atışı sesini taklit eden basit enstrümanlar üzerine 3D baskı ile çalışmalar ve denemeler yapıyordum. O sırada İz de seramik ile çalışıyordu. Seramiğin çıkaracağı sesi de denemek istedim ve İz’in yardımıyla düşündüğüm parçaları ürettik. Bu program sürecinde üzerinde çalıştığım ana proje dışında arka planda denemeler olarak ilerleyen, bir sonuca varması için zorlamadığım birkaç küçük proje vardı ve özellikle hakim olmadığım bir malzemenin beklenmedik bir şekilde karşıma çıkması ve bu ortam içinde olmasam bu kadar rahat olmayacak bir şey yapabilmem açısından çok besleyici benim için.

İz Öztat: SAHA Studio’daki “durum”u kendi deneyimim içinden değerlendirdiğimde, öncelikle misafir sanatçı programları ile ilgili paylaştığın tespitlerle farklılıklarına değinebilirim. Misafir sanatçı programlarının “katılımcıların pratiklerini değerlendirmesine olanak sağlayan, açık uçlu bir inzivanın gerekliliğini tanı[dığından]” bahsediyorsun. SAHA Studio’da, davet edilen sanatçılara çalışma alanı, araştırma ve üretim desteği sağlamanın yanı sıra, dönem içinde iki kere düzenlenen SAHA Studio Açık etkinlikleri ile üretimlerin sergilenmesi bekleniyor. Her ne kadar bitmiş bir işin sergilenmesi beklenmese de odağın süreçten sergilemeye kaydığı durumlar deneyimi şekillendiriyor. Bu durumu göz önünde bulundurarak, stüdyonun hem bir çalışma alanı hem de bir sergileme alanı olmasına yönelik beklentiyi işimin bir parçası haline getirdim ve çalışma alanımı bir sahne olarak kullandım.
Mekânın mimari özellikleri, işlevleri ve programın yapısı hem stüdyoları kullanan sanatçılar hem de mekânı ofis olarak kullanan çalışanlar arasında etkileşim sağlıyor. Davetli sanatçılar, kurumdaki çalışanlarla mekân/zaman paylaştıkları için, kurumun misyonunun hayata geçmesi için verilen emeği ve kurumun çalışma prensiplerini gözlemleyebiliyor. Dolayısıyla benim için hem davetli sanatçıların üretim süreçlerini hem de sanatsal üretimi destekleyen emek ilişkilerini yakından tanıdığım bir durum söz konusuydu. Mekânı paylaştığım herkesten öğrendiğim ve etkilendiğim, devam edecek ilişkiler kurduğum bir dönem oldu.
Pratiğim açısından ise özlemle arzuladığım imkânların sağlandığı bir süreç yaşadım. İçinde uzun süre çalışabileceğim bir alanda üç boyutlu düşünebilmek ve üretebilmek çok değerli bir deneyimdi. Bunu yaparken, kurumda “Teknik Sorumlu” görevini üstlenen Timuçin Işıdı’nın ekipman kullanımı ve malzemelere dair birikimini paylaşması, üretim sürecinde birlikte çözüm geliştirme desteği ile hayal ettiklerimi gerçekleştirme şansım oldu. Mahrem ve kırılgan üretim aşamalarını gün ve gün paylaşarak verdiğin duygusal ve zihinsel destek, süreçte yol alırken güvenli bir ortam sağladı.

TUNCA: SAHA Studio’nun ortak ve açık bir üretim alanı olma durumu, dönem dönem ziyaretçilere açılarak gezilebilirliği programın iştirakçileri için de etkileşimli bir sürece ev sahipliği yapıyor. İzleyicilerin, finalize edildikten sonra seçilmiş ve birbirini tamamlayan bir paragrafa dönüşmüş işlerden meydana getirilmiş bir sergiyi deneyimlemesi yerine burada hem sanatçı hem de izleyici için bir süreç paylaşımı var. Ben de kendi üretim sürecimde hep bu açıklıkla hareket ettim; buraya aklımda gelmiş olduğum fikir ve proje, son ana kadar hem diğer sanatçı arkadaşlar hem SAHA ekibi hem de ziyaretçilerin varlığıyla evrilmeye ve şekillenmeye devam etti.

Eser Epözdemir: “Durum” olarak nitelendirdiğin şeyin bendeki karşılığını şöyle açmak isterim: Paylaşılan ve -yarı- görünür bir alanda üretmek içeriği ve biçimi şekillendiren etkilerden oldu şüphesiz. SAHA Studio sürecinde çalışma ve araştırmalarımı, stüdyonun “dışarıya açılan” camları yönünde olan balkonlu cephe haricinde çoğu zaman perdeyi kapalı kullanarak geçirdim. Dışarıya açılan pencere ise aslında stüdyonun neredeyse en sosyal mekânı olan balkona bakıyordu. Bu yarı-kapalılık hem alanın kendisini hem onu var eden ışık, ses ve mekânın içinde yer alanları, bir adım beriden algılamaya yarayan geçişli bir alan yarattı. İnce bir tür hücre zarı gibi stüdyo alanımı çevreleyen perde, açıp/kapatabileceğimi bildiğim bir tür iç-dış ilişkisi kurmama yararken, dönemin diğer katılımcılarıyla bir arada olabilmek gerek kişisel alan ve sınırlar, gerekse paylaşılan zaman ve mekân üzerine daha yoğun bir araştırmaya girmeme olanak sağladı. Bu hücre zarı etkisi benim için hem yakın hem mesafeli olunabilecek, gerektiğinde tutulabilecek tekil alanı ve stüdyonun doğası gereği paylaşılan ortak alanı daha iyi deneyimlememi sağladı diyebilirim. Mekânda çalışan ekibin olabilecek her süreçte desteği ise bu yakın-mesafeli dengeyi daha anlamlı kıldı. Özellikle geçirdiğimiz pandemi sürecinde “fiziksel mesafe” olarak tanımlanan ve aslında benim sosyal mesafe olarak düşündüğüm meseleyi bir başka taraftan burada da deneyimlemiş olmak, geçirdiğimiz zorlu süreçte bu tür bir ortak alanda çalışabilmek açıkçası bir “nefes” oldu. Eklemem gereken bir başka keyifli detay ise atölyenin balkonunun ve atölye alanımın baktığı dış cephede, çoğunlukla ceviz ağaçlarına konan kumruları, geliş-gidiş saatlerini, birbirleriyle olan ilişkilerini gözlemlediğim gündüz vakitleri idi. Araştırma sürecimi izleyiciyi ve bizzat kendimi zaman ve su kavramlarını ilişkilendirebileceğim bir tür mekânsal denemeye davet etmek üzere geçirdim. 

Berat Işık: Bugüne kadar benim atölyem, evdeki çalışma odamı saymazsak, döküm, heykel, marangoz, demirci, tornacı, avizeci, mekatronik, bazalt taş, sanatçı atölyeleri; asfalt şantiyesi, garaj, hapishane, dağ, tepe, bayır, kuyu gibi iş neyi gerektiriyorsa orası oldu. Bu bağlamda SAHA Studio “kendime ait” ilk atölye. Bazalt taşından parçaları belli bir aşamaya kadar Diyarbakır’da üretmem ve Diyarbakır’da çalışıyor olmam stüdyoyu tam zamanlı kullanmamama, bu da mekanla bağ kurmamda, bir aidiyet duygusu hissetmemde gecikmelere sebep oldu. Sanırım kırılma noktası yoğun kar yağışı nedeniyle stüdyodaki etkinliklerin iptali sonucu mekanda “mahsur” kalmamızdı. Bu durumu çalışma fırsatına dönüştürmek,- ki taşları tek tek dışarı taşıyıp 9 farklı zımpara ile her bir yüzeyini parlatmam gerekiyordu – üşüdükçe içeri kaçıp Ali’nin işiyle ısınmam, birlikte karnımızı doyurmamız, kedileri beslememiz, mekânla ve sanatçı arkadaşlarla paylaşımlarımız tüm bu mesele ile güçlü bir bağ kurmama yardımcı oldu; iyi ki süreç böyle işlemiş. Bu atölye tecrübesinin biricikliği, yani her dönem sanatçılarının kendi içinde yaşadığı benzeri olmayan tecrübenin en büyük müşahidi siz SAHA çalışanlarısınız. Bundan dolayı belki 8-10 dönem geçtikten sonra siz çalışanların fikirleri çok kıymetli, bu muhakkak yazılı olarak kayda geçirilmeli. 

Serra: Çoğunuzun araştırmaları stüdyoda geçirilen zaman içinde İz ve Ali’nin bahsettiği bilgi aktarımı, hatta Berat’ın değindiği, burada aranızda filizlenen dayanışma ile somut birer işe dönüşüyorlar. Öte yandan, buradaki durumun aksine tamamen izole edilmiş ve süre kısıtlaması olmaksızın kullanılan bir mekânın deneme-yanılmalara girişmeyi, malzemenin peşinden daha hesapsız gitmeyi, hatta başarısız olmayı göze almayı kolaylaştıran bir yanı olmalı diye düşünüyorum. Dolayısıyla buradaki zihinsel ufkun, Ali ve Eser’in bahsettiği gibi çok farklı olduğu aşikar… Böyle bir süreçte yanılma ve başarısız olma olasılığı üzerine bir şeyler söylemek isteyen var mı? 

İz: Yanılma ve başarısızlık, önceden belirlenmiş bir sonuca varmaya çalışırken söz konusu oluyor. Sürecimi öngördüğüm bir noktaya varmaya çalışarak yapılandırmak yerine, kendime içgüdüsel olarak ilerleyebileceğim bir zaman tanıdım. SAHA Studio ile sağlanan imkân, hem tam-zamanlı çalıştığım birkaç yılın ardından geldiği, hem de yukarıda bahsettiğim üretim koşullarını sağladığı ve enerjimi/zamanımı planlı ve verimli kullanmak zorunda olmadığım için, açık-uçlu bir sürecin açtığı çatlaklardan akabileceğim şekilde çalışma şansım oldu. Bu süreçte Ra ile işbirliğimizde de doğaçlamayı bir yöntem olarak sahiplenip, yeniden canlandırmaların getirdiği çağrışımlardan beslenen bir ifade dili kurduk. Dolayısıyla, yanılma ve başarısızlıktan bahsedemem ama nereye gideceğini bilmediğim, malzemeyle ve bir başka bireyle işbirliğinde çalışmanın getirdiği ilişkisellikte ortaya çıkan, öngörülemez biçimleri işe dahil ederek yol aldığımı söyleyebilirim.

TUNCA: Yanılmak ve başarısızlık üzerine, program boyunca dünyada yaşanan olaylarla projemin eşzamanlı olarak etkileşime girmesi sebebiyle ben de çokça düşündüm, düşünüyorum. Projem kendi içinde hem bir risk alanı oluşturdu hem de gelişen olaylarla şekillenirken bana fikirlerimi farklı perspektiflerden görme avantajı da sağladı.

Ali: Ben de yukarıda bahsettiğim gibi içinde deneme-yanılma olan bir süreçten geçtim. Daha önceden belirlenmiş bir proje baskısı olmadığı için ve özellikle programın ilk kısmını özellikle dallanıp budaklanan denemelere ayırdığım için teknik bir konunun başarısızlığa uğraması bir başarısızlık veya yanılgı olmadı benim için. Örneğin çok fazla kavramsal çerçevesini düşünmeden başladığım ve gittiği yere kadar gider dediğim denemeler oldu. Bunlardan bir tanesi de mekanik bir sismografı içeren bir projeydi. Teknik olarak birçok yanılma ve en sonunda bir şeyleri çözme süreci sonrası fikir olarak da henüz olgunlaşmadığını fark ettim ve bir noktadan sonra zorlamadım. Rafa kaldırılmış gözükse de ilerde muhtemelen bir yerlerden tekrar çıkıp kendini başka bir şekilde göstereceğini düşündüğüm bir proje bu. Programın son haftaları ise denemeleri bir kenara bırakıp bir toparlama sürecine girme dönemi oldu benim için. Dolayısıyla bu dönemde işlemeyen şeyler sonuca giden süreci tıkayan bir konuma gelmeye başladı. Kısaca deneme-yanılma ve başarısızlık hissi baştan konan tarife göre değişiyor.

Eser: Başarı/başarısızlık tanımlarının kendilerini de tekrar tanımlamak gerek belki bu tür bir soruya cevap verebilmek için. Araştırma odaklı geçirdiğimiz bu süreçte eklenen ya da çıkarılan her biricik şeyin manası olduğu kanısındayım. Boşlukları doluluklarla tartmak gibi, araştırma sürecinde de harekete imkân veren bu stüdyo alanında malzemeyle bir şeyi söylemek kadar susmak, hatta belki küsmek de işi kendince şekillendiren etkenler oldu diyebilirim.

Berat: Sanatsal üretimin yüzde doksan beşi hayal kırıklığı, yanılma ve “başarısızlık” zaten. İşleri güçlü ve eşsiz kılan da bu değil mi?

Serra: Eser’in tabiriyle sanatçının malzemesi yoluyla aklındaki bir sözü ilk defa söylediği, bir nevi doğum yaptığı mekânın, o sözle veya işle kurduğu bağa gelmek ve bunu bir anekdotla açarak fikirlerinizi almak istiyorum: Daniel Buren, 1971’de yazıp 2007’de yeniden ele aldığı Stüdyonun İşlevi başlıklı yazılarında, “taşınabilir işin tavizi”nden bahsederek “sanki varoluşu için elzem olan enerjinin, işin üretildiği stüdyonun kapısından çıkmasıyla uçup gittiği”ni; bir işin ancak üretimi sürecinde onu çevreleyen şeyleri eş zamanlı olarak gözlemlediğimizde anlaşılabileceğini; müzenin “yerleştirme arzusu”nun işin bu içsel tarafını sönümlediğini söylüyor ve Brancusi’nin, bu organik mekânı izleyiciye açarak seçen ve sınıflandıran müzeye “kısa devre” yaptırdığını hatırlatıyor. Sizler de SAHA Studio’da dönem ortası ve sonunda düzenlenen kamusal sunumlarla, işlerinizi izleyiciye doğduğu ve üretildiği yerde göstermiş oluyorsunuz. Bu iş-mekân-izleyici ilişkisine sizin eleştirel yaklaşımınız nasıl? 

Berat: Ne yazık ki sonra müze Brancusi’ye kısa devre yaptırıyor! Sarkis 2010 yılında Brancusi’nin atölyesini gezdirirken şunu söyledi: “Müze sözde korumak için tüm atölyeyi cam bir fanusa koydu, görüyorsunuz ama dokunamıyorsunuz, hissedemiyorsunuz. İşleri, atölyeyi sözde koruyorlar ama işler nefes alamıyor boğuluyor.” Her işin ruhu olduğuna inananlardanım fakat bunu “yaşatmanın” veya “öldürmenin” doğduğu mekânla çok ilişkili olmadığını düşünüyorum, yani atölyenin kutsiyeti meselesi çok nadir mekânlar dışında (mesela Sarkis’in atölyesi) bence pek işlemiyor; ordaki mesele daha çok atölyenin sanatçısı ve işi var ederken üflediği ruhla ilgili. SAHA Studio’daki sanatçı-mekân-izleyici ilişkisi zaten şekillenmeye devam eden bir üretim sürecinde sanatçı için kimi avantajlar yaratabiliyor. Kafanızda çok iyi dönen işle ilgili bir durum izleyici için o kadar da rahat işleyemeyebiliyor; bu sanatçıya işini dönüştürme, geliştirme anlamında büyük ölçüde yol gösteriyor diye düşünüyorum. Normal şartlarda bir işi üretip sergilediğinizde, yukarıda bahsettiğim “aksaklıkları” sergi esnasında görüyor ancak müdahale edemiyorsunuz. Oysa stüdyoda son ana kadar müdahale şansınız var. Tabii bunu bir de izleyicilere sormak gerekiyor; onlar bu süreci nasıl yaşıyor; klasik bir sergi ziyareti ile stüdyoda devam eden bir duruma müdahil olmak onlar açısından nasıl işliyor… 

İz: Buren’in tespiti, her pratik için geçerli olmayabilir; her bir sanatçının stüdyosu ve süreciyle kurduğu ilişkiye bağlı olarak yeniden düşünülebilir. Benim için hayatta en haz aldığım deneyim, sanatçılarla ve işleriyle stüdyoda ve yapım aşamasındayken buluşmak. Sürece şahitlik etmeyi, henüz biçim almamış ihtimallerin bir arada ve görünür olduğu bir dünyaya girmeyi, sanatçıyla cevaplarını aradığı soruların içindeyken karşılaşmayı çok değerli buluyorum. Kendi pratiğimi ve sürecimi de tanıdığım ve davet ettiğim kişilere bu aşamada açmayı besleyici bulmakla beraber, dönem ortasında düzenlenen buluşmada devam eden süreci, izleyicinin nazarına sunmak için dondurmaya direnç gösterdiğimi fark ettim. İşi besleyen karşılaşmalar yaşayarak bu ihtimale açık olabileceğimi gördüm. Dönem sonunda gerçekleşen SAHA Studio Açık, bir sergileme anı olarak konumlandırıldığı, izleyicinin beklentisi bu yönde şekillendirildiği ve stüdyolar birer sergileme alanına dönüştüğü için, işler fiziksel olarak stüdyodan çıkmamış olsa da “yerleştirme arzusu”nun hüküm sürdüğü, stüdyo işlevinin ve sürecin mekândan çekildiği bir an olduğunu düşünüyorum.

TUNCA: Ben genellikle güncel konular üzerinde çalışan bir sanatçı değilim fakat SAHA Studio’da üzerinde çalıştığım proje çok güncel bir durumun kıskacına girdi. Projenin, bu durumdan kaynaklı, tüm dünyayı ilgilendiren bir süreçle etkileşime girmesi kaçınılmazdı. Belki bu proje ile atölyemde uğraşıyor olsaydım, sergileyip sergilememe konusunda kararsızlığa düşebilirdim ama SAHA’da girdiğim süreci yaşamak, deneyimlemek ve tamamlamak durumundaydım. Bu projeye başladığımda böyle bir durum yoktu ve projenin kendi içerisindeki gelişimini, mekânı kullanan diğer sanatçı arkadaşlarım, SAHA ekibi ve ziyarete gelen izleyici de paylaştı. İş-mekân-izleyici ilişkisi açısından, değişkenleri ve sabitleriyle, son derece aktif bir proje olduğunu düşünüyorum. 

Ali: Özellikle dönem ortası ziyaretlerini daha önce konuştuğumuz deneme-yanılma konuları ile bağlantılı olarak düşünürsek, benim için bu sadece yapılanı ziyaretçilere sunmak ve bunu kelimelere dökerek kristalize etme sürecine sokmak değil, aynı zamanda da ziyaretçileri gözlemlemek için bir fırsat oldu. Örneğin öngörmediğim tepkiler aldığımda sonradan bunun üzerine düşünüp bazı değişiklikler yaptığım oldu. Bazen hiç beklemediğim ama hoşuma giden yorumlar ve düşünmediğim referanslarla karşılaştım, bazen de işin düşünmediğim ve istemediğim taraflara gidebileceğini hissedip ne yapmalıyım veya bir şey yapmalı mıyım diye düşündüm. Sürekli bu şekilde üretmek ideal bir durum mu emin değilim ama bir dönem bunu yapmak geneline baktığımızda bende olumlu bir etki bıraktı.

Eser: Stüdyo sürecinin ara döneminde paylaştığımız çalışmalar, şekillenmekte olan hamurun sonuç halinin nereye gideceğine dair ipuçları gibiydi. Her birimiz için bu farklı bir dozdaydı, çünkü işler şekillenmeye devam ediyordu. O zaman bile paylaşılan üç boyutun ardında, üreten kişinin kafasında yeni ihtimaller, potansiyeller, biçimler sonsuz miktarda açılmaktaydı; en azından kendi adıma bunu söyleyebilirim. Bir yapıt sanatçının elinden çıkıp “son hali” dediği hale geldikten sonra bile- ki kimileri için öyle bir son mevcut değil-, üreten kişinin bakışı ve ihtimalleri ile izleyicinin görüşü ve algıladığı arasında bambaşka olasılıklar olabileceği için bu alanı bir tür karşılıklı hikaye yazma gibi görmek mümkün. Diğer yandan, hem birey-mekân ilişkisi üzerine düşünen biri olarak, hem de burada ürettiğim işin -küçük ölçekli- prömiyerini hemen SAHA Studio Açık öncesinde Tunus’ta[2] yaptığını, bir başka versiyonunun hemen Stüdyo sonrasında Viyana’da[3] yapacağını düşünerek, mekânların da birbirleriyle ve işle/işin versiyonlarıyla kurdukları ilişkiyi etraflıca okumaya çalışmanın önemine inanıyorum. Bir yapıtı ürettiğiniz yerde sergilemenin üzerine ek bu katmanlar da okumayı farklılaştırıyor. Saçıldıkça Toplanan adını verdiğim bu yapıt da zamanı ve suyu, dolayısıyla mekânı, merkezsizlik kavramıyla ilişkilendirerek okumaya niyet eden bir altyapıya sahip. SAHA Studio süreci öncesinde ürettiğim bir başka işin (Sadece Yüzünüzü Değil, Ruhunuzu Da Yıkayınız) üzerine ekilen yeni tohumlar olarak düşünsel süreçte öncesi ve sonrası olan, zamandan “bir dilim” çekilerek hem diğer işlerden bağımsız hem de onlarla kurduğu bağ ile değerlendirilebilecek bir işler birlikteliğinin parçası olarak görüyorum. Saçıldıkça Toplanan, izleyicisiyle var olan bir mekânsal deneme demek sanırım doğru olacaktır. Bu tür bir mekânsal denemenin, doğrudan üretim sürecinin gerçekleştiği ve izleyicinin dahil olduğu bir yerde ortaya çıkması da benim için ayrıca anlamlı ve işi zenginleştiren bir öğe.  

Serra: Çalışmalarınız, döneminiz ve stüdyo arasında ilişkiyi bir kademe daha derinleştirecek olursak… Eser, sen stüdyonda bir merkez noktası belirliyorsun ve o merkezden dalgalar halinde mekânın geneline yayılan işaretler bırakıyorsun. Bu anlamda mekânın işe/işi yönlendirdiği, mekân kaynaklı[4] (site-referenced) bir üretim sürecindesin, değil mi? İz, sen de Eser’in yeni üretimini daha erken tarihli bir işine eklemlemesi gibi, uzun soluklu devam eden bir çalışmanın uzantısı niteliğinde bir iş üretiyorsun; üstelik bu defa işinin doğrudan “stüdyo”ya atıfta bulunan bir bağlamı var. Bu açıdan işini mekâna duyarlı[5] (site-responsive) bir iş olarak okumak sence mümkün mü? Yeniden canlandırdığın 20. yüzyıl başına ait fotoğraf stüdyosu ile “şimdi”de var olan bu sanatçı stüdyosu arasındaki bağ sende neler uyandırıyor? Tunca, senin stüdyoda yürüttüğün çalışma da yukarıda bahsettiğin gibi henüz gelişme aşamasında Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaş nedeniyle bambaşka bir anlam kazandı. Bu durum senin projende bizzat yaşadığımız tarih ve bu dönemin sanat üretimi arasındaki diyaloğu çok okunur hale getiriyor. Bir sanatçı olarak bu iş senin için bugün gelinen noktaya nasıl evrildi, biraz detaylandırır mısın?

Eser: Kesinlikle, iş-mekân-izleyici, hatta bu tür bir üçgen yapıda her bir uç bir diğerini etkiliyor, şekillendiriyor. Saçıldıkça Toplanan, yerdeki halkaların merkeze daveti, merkez olarak konumlanan yere obsidyen bir taş konumlandırılması ve izleyici merkeze çekildiğinde bir çember tarafından şekillendirilmesini esas alıyor. Bu üç öğe aslında merkez alınan bu taşın,- SAHA Studio mekânını su ile dolu bir mekân olarak hayal edersek –, bırakıldığı noktada oluşturacağı ve belli bir zaman sonra silinecek olan halkaları görünür kılıyor. Her taşın bir başka merkez oluşturacağı fikri ile, merkez ve merkezsizlik ilişkisine değiniyor. Zaman ve su kavramlarını merkez/merkezsizlik ilişkilerini açarak okumaya davet eden mekânsal bir deneme olarak, yerleştirme onu deneyimleyen bir izleyici gerektiriyor gibi. Yerleştirmenin merkezinde yer alan obsidyenin doğası gereği su ile olan ilişkisi ve tarih öncesi devirlerde ayna olarak kullanılmış olması gibi özelliklerinden dolayı, izleyiciyi yaratılan bu mekânda merkeze çekip taş ile karşı karşıya bırakıyor. Ara dönem buluşmasında bir çembere davet edilen izleyici, dönem sonunda düzenlenen SAHA Studio Açık’ta bu kez başka bir çemberin tam merkezine yönlendiriliyor. Mekânın zemininde suya atılmış taşın oluşturduğu halkalar gibi yayılan parçalar ise bu deneyime doğru izleyici çağıran işaretler niteliğinde yerleşiyor.

İz: SAHA Studio’da, bana tarihi bir figür, hayalet ve alter ego olarak görünen Zişan (1894-1970) ile Tarihteki her isim bendir ve ben bir başkasıdır adlı devam eden çalışmamın, Uf (Boo Boo) başlıklı bölümüne odaklandım. Zişan ve Vita (Sackville-West) arasındaki aşkı hayal ettiğim bu süreçte, atölye alanımı, Zişan ile Vita’nın karşılaştıkları ve zaman geçirdikleri fotoğraf stüdyosu olarak kurguladım. Bu hikâyeyi, 2012’den beri hayal ediyorum. Vita’nın 1913 yılında İstanbul’da yaşadığını öğrenince Cihangir’de konakladığı evi, hayatını, edebi eserlerini ve Virginia Woolf ile (Woolf’un Orlando romanına ilham veren) aşklarını araştırmaya giriştim. Zişan ile nasıl karşılaşmış olabilecekleri ve ne yaşadıkları, benim deneyimlerimin de etkisiyle yavaş yavaş şekillendi. Zişan, babası Dikran Bey’in fotoğraf stüdyosunda çalışırken, Vita, bir fotoğraf çektirmek için stüdyoya geldiğinde karşılaştıklarını ve karşılaştıkları anda aşık olduklarını düşündüm. SAHA Studio’daki ilk iki ayın ardından, perdelerle çevrili stüdyoyu, Zişan ve Vita’nın karşılaştıkları fotoğraf stüdyosu olarak görmeye başladım. Bu esnada, Ra ile karşılaştım. Ben ve Ra, kendimiz ve aynı zamanda Zişan ve Vita olarak, atanmış cinsiyeti kadın olan iki öznenin birbirleriyle ilişki içinde benliklerini kurdukları aşk deneyimini bir araştırma sahası olarak yapılandırdık. Bu araştırmayı, geçici bir süre için bana verilen sanatçı stüdyosunda, bu alanı bir aşk hikayesine yataklık eden 20. yüzyıl başına ait bir fotoğraf stüdyosu olduğunu hayal ederek yaptık. Dolayısıyla doğaçlama sürecine getirdiğimiz referanslar arasında, arzu ve hazza dair deneyimlerimizin yanı sıra, sanatçı stüdyosuna dair mitler ve 20. yüzyıl başında üretilen oryantalist temsilleri motive eden fantaziler de vardı. Ortaya çıkacak işte ne kadar görünür olacağını kestiremesem de referanslarımız arasında sanatçı stüdyosunda vuku bulan yaratıcı eylemin narsisizm ve oto-erotik haz ile bağlantıları, yapıtın içinde peydahlandığı rahim olarak stüdyo, ilham perisi ve erkek sanatçının nesnesi olarak kadın modelin stüdyodaki tarihsel varlığı, deneyselliğin ve araştırmanın mekânı olarak stüdyo, mahrem bir alan olan stüdyoya yönelen dikizci (voyeuristic) bakış ve bu bakışın sanatçı mitlerini oluşturmadaki rolü, yalnız dahinin yaratıcı eyleminin mekânı olduğu kadar yaşanılan ve sosyalleşilen bir alan olarak stüdyo vardı. Stüdyo, sanatçı stüdyosuna dair mitlerin de müzakere edildiği bir sahneye dönüştüğü için, mekâna duyarlı bir iş olduğunu söyleyebilirim.

TUNCA: Ben de Rus kozmonot Yuri Gagarin üzerinden bir kurgu oluşturuyordum ve daha sonra bu savaşın başlamasıyla Rusya’ya karşı çeşitli boykot kararlarının alındığına hepimiz şahit olduk. Bu durum sansür, otosansür, kültürel boykot, kitlesel protesto gibi eylemler hakkında daha da düşünmeme sebep oldu. Projemin ismini Raz, dva, tri! koymuştum. Bu bir ironi barındıran basit bir sesleniş Rusça’da; bir yandan militarist kullanımı olan bir yandan da Rus çocukları için sayı saymayı öğrenmeye yönelik bir üçleme. Kurgusunda kendi çocukluğuma indiğim projeye bu ismi verme nedenim bu ironi idi. Fikrin aklımda belirdiği zamanlardan projeye dönüşme aşamasına kadar geçen sürede biriktirdiğim görseller ve ses kayıtlarıyla sosyal medyada paylaşımlar yapmayı planlıyordum. İlk paylaşımım da konstrüktivist bir poster çalışması idi. Paylaşımı yaptığım akşamın sabahında Rusya Ukrayna topraklarını bombalamaya başladı, sıcak savaşın ilk günüydü. Bu bana otosansürün limitlerini düşündürdü diyebiliriz keza paylaşımlarımın tepki göreceği ilerleyen günlerde daha da belli oluyordu. Diğer bir açıdan, Yuri Gagarin’in A.B.D. merkezli Space Foundation’da astronotlar listesinden çıkarılması haberi ve bu haberin doğruluğunu teyit etmeden böyle çılgın bir hareketi olumlayanların çokluğu görmek, uzaya çıkmış ilk insanın yıllar sonra Rusya’nın bir eyleminden dolayı tarihten silinmesine karar verilmesi bana akıl almaz geliyor. Tarihteki Rus başarılarına benzeri yaptırım örneklerini çoğaltabiliriz, Rus yazarlardan bestecilere kadar… Kültürel boykot uygulamak ya da geçmişte insanlığa mal olan başarılar kazanmış birisini tarihten silmek yerine farklı tavırlar geliştirilebileceğini düşünüyorum, tabii ki. Örneğin Ukraynalı şef Ievgen Klopotenko’nun başlattığı #MakeBorschtNotWar hareketi ve onun çağrısını duymak gibi. Bu çağrıya katılıp, projemi finalize ederken tamamlayıcı bir performansla, gastronomi ve sanat ilişkisi üzerinden bir cevap vermeyi, küresel ve barışçıl bu eyleme katkıda bulunmayı daha doğru buluyorum.

Serra: Bu noktada yazışmanın yönünü biraz değiştirmek ve aynı dönemde SAHA Studio’da çalışan sanatçılar olarak işleriniz arasında örtük bağlar var mı, birlikte keşfetmeyi denemek istiyorum: Berat’ın Karanlıkta Dans: Zuhur adını verdiği işinin temel malzemelerinden olan bazalt küpler ile Eser’in Saçıldıkça Toplanan adlı yerleştirmesinde merkeze konumlandırdığı obsidyen parçası arasında bir diyalog var gibi geliyor… Keza her ikisi de volkanik olmaları nedeniyle donmuş, katılaşmış, kristalleşmiş bir zamanı somutlaştırıyor. Malzemeye içkin bu zamansallık size ne düşündürüyor?  

Berat: Benim kullandığım bazaltların en genci iki milyon yaşında. Bu bile başlı başına dünya üzerindeki mevcudiyetimizin zavallılığının altını kalınca çiziyor. Neredeyse dünya ile yaşıt malzemelerle çalışmak varoluşumuz üzerine onlarca soru getiriyor akla: Dünya üzerindeki varlığımızın “kısalığı” ama tam aksi kendimizi her şeyin merkezi sanmamız zavallılığımızın zirvesi… Son iki buçuk yıldır yaşadığımız pandemi süreci, bu sürecin bize bir çeşit sonun başlangıcı durumunu yaşatması, buna rağmen kısa bir süre zarfında sürece adapte olup çılgın hırslarımıza ve açgözlülüğümüze geri dönmemiz hâlâ dünyanın bir çok yerinde devam eden savaşlar, gırtlağımıza kadar adaletsizlik… Trajik. 

Serra: İz, seninle bir sohbetimiz sırasında bana üretim sürecinde “yapılanmamış olanın tekinsizliği” gibi bir durumdan söz etmiştin. Bu bana Ali’nin üzerinde çalıştığı sözlük analizlerindeki unstructured-dangerous yakınlığını hatırlatmıştı. Bu analojiyi siz ikiniz nasıl yorumlarsınız? 

İz: SAHA Studio’daki süreçte Ra ile, olay örgüsünü (karşılaşma, ilk bakışta aşk, ayrılık) kaba hatlarıyla belirlediğimiz bir hikâyeyi doğaçlama bir süreçle detaylandırdık. Nesneler aracılığıyla birbirimizle ilişkilenirken arzu ve hazza dair mahrem ve kişisel deneyimlerimizi, fantezilerimizi[6], özlemlerimizi, güç dinamiklerini, travmalarımızı, ötekine yönelen bakışın ürettiği tarihsel temsilleri ve atanmış rolleri çağırdık ve canlandırdık. Bunları yaparken, ilişkilenmemizde rızayı inşa ederek güvenli bir alan kursak da ortaya çıkan ifadelerin ve tetiklenen duyguların bizi zorladığı pek çok an yaşadık. “Yapılanmamış olanın tekinsizliği”nden bu deneyimi konuşurken bahsetmiştik. Ali, senin duygu/beden ilişkisine dair analizlerle yapılandırdığın deneyimle nasıl yankılanıyor?

Ali: “Yapılanmamış olanın tekinsizliği”ni duyunca bana yaptığı ilk çağrışım daha önce karşılaşmadığımız, yeni bir duruma geçiş anının tam öncesi oldu. Aslında bu konu ile az çok bağlantılı olabilecek iki ayrı çalışma yaptım. Bunlardan ilki, nihai proje olarak sergilediğim, İz’in de bahsettiği duygu-beden ilişkilerinin ısı yayan yüzeyler yoluyla kendini gösterdiği Hava Tezgahları. Bunun yanında bambaşka bir çıkış noktası olan ve bir projeye dönüşmemiş, ama ara dönem stüdyo buluşmasında duvarda veri bulutu haritalarının çıktıları olarak gösterdiğim duygu analizi sözlüğü var. Bu haritalarda bağımsız iki eksen olarak yapılanmış-yapılanmamış ile tehlikeli-güvenli ikilikleri yer alıyor. Bu grafikteki mantık üzerinde düşünmeye başlarsak aslında bu iki eksenin bağımsız olması, yapılanmamış olanın güvenli veya güvensiz bölgeler arasında gezinebildiği gibi, güvensiz olanın da yapılanmamış veya yapılanmış olabileceği görünüyor. Mesela oyun oynamak veya şaka yapmak yapılanmamış ve güvenli bölgeye yakın iken panik veya gerginlik gibi duygular yine yapılanmamış ama güvensiz bölgede gözüküyor. Aslında bu grafiklere bakmak sanat üzerine konuşup düşünürken de zihin açıcı olabiliyor çünkü tek bir kriter üzerinden eleştiri yapmak yerine iki, üç, hatta çok boyutlu kavramsal bir uzayın içinde yüzdüğümüzü hatırlatıyor bize. İlk bahsettiğim proje olan Hava Tezgahları’na dönersek, burada ısıtıcı ampuller çok düzenli ve önceden belirlenmiş konumlarda yer almasına rağmen hedeflediğim şey çok net bir deneyim değildi, yani belli bir duygunun ısı yoğunlukları olarak ifade edilmiş biçimi izleyici karşısına geçtiğinde nasıl bir his yaratacaktı bundan emin değildim. Bu bilinmezlik her ne kadar önceden belirlenmiş bir yapı olsa da arzuladığım bir şeydi aslında. 

[1] Elfving, T., Kokko, I., & Gielen, P. (2019). Contemporary artist residencies: Reclaiming time and space. Valiz. 

[2] https://theoctopusprogramme.uni-ak.ac.at/index.php/duologue-b-l9-tunis/

[3] https://theoctopusprogramme.uni-ak.ac.at/index.php/the-octopus-2022/

[4]-5 Kwon, M. (2004). One place after another: Site-specific art and locational identity. MIT Press. 

[6] Fantezi kavramını, “öznenin içinde olduğu ve savunma süreçleriyle resminin az çok biçimi bozularak çizildiği, bir arzunun, dahası bir bilinçdışı arzunun gerçekleştirildiği imgesel senaryo” anlamıyla kullanıyorum. J. Laplanche ve L-B Pontalis’ten alıntılayan Talat Parman, İmge ve Söz, Psikanaliz Yazıları 32, s. 18.

SAHA Studio Açık

Türkiye çağdaş sanatını destekleyen projeleriyle 10. yılını kutlayan SAHA’nın Beyoğlu’nda sanatçı ve küratörler için açtığı SAHA Studio, dönem sonu sergi ve etkinlikleriyle 29 Eylül Çarşamba günü kapılarını açıyor. Ocak ayından beri SAHA’nın desteğiyle SAHA Studio bünyesinde araştırmalarını yürüten sanatçılar Yasemin Nur, Onur Gökmen, Ege Kanar, Bengü Karaduman ve Merve Ünsal’ın çalışmaları 29 Eylül – 2 Ekim tarihleri arasında her gün 13.00 – 19.00 saatlerinde gezilebilir. 

Etkinlik Programı: 

29 Eylül Çarşamba
*16.00-16.30 Bengü Karaduman ses performansı
14 Gölge

1 Ekim Cuma
*16.00-17.00 Söyleşi: Merve Ünsal & Nazlı Yayla 
Sürçmeler, süreçler, sürüncemeler
Sürçmeler, süreçler, sürüncemeler halleri yöntem olarak benimseme ihtimalini Merve Ünsal’ın SAHA Studio dönemindeki araştırması üzerinden ele alan ve Nazlı Yayla ile süregelen diyaloglarının şekillendireceği konuşma, SAHA Studio sonrasında açılabilecek yönlerin izini sürmeyi amaçlıyor.

*17.15-18.30 Söyleşi: Yasemin Nur & Emre Koyuncuoğlu 
NE VAR NE ÇOK
2013’ten beri sahne düzenlemesi ile ilgili çalışan Yasemin Nur ve tiyatro yönetmeni Emre Koyuncuoğlu, sahneye aktarılan/taşınan metinler ve birlikte üretimleri hakkında sohbet ediyor. Konuşma farklı edebiyat türlerinden beraber ürettikleri sahne diline ve edebi dili sahne diline çevirme biçimlerine odaklanıyor.

2 Ekim Cumartesi 
*13.30-14.30 SAHA Studio katılımcıları birbirine soruyor
*15.30-17.00 SAHA Sanatçı kitapları tanıtımı & Kerem Ozan Bayraktar ile söyleşi 
Çelenk Bafra, Yağız Özgen, Ulya Soley, Ulaş Uğur ile 

SAHA Studio Açık
29 Eylül – 2 Ekim 2021, her gün 13.00 – 19.00
Sıraselviler Cad. No: 35, Cihangir, Beyoğlu 34433 İstanbul
Ayrıntılı bilgi için: www.saha.org.tr / info@saha.org.tr
Tel: +90 212 244 06 05

Girişte HES kodu kontrolü yapılacaktır ve içeriye maske ile giriş yapılabilecektir. Etkinlik alanındaki kişi sayısı sürekli takip edilerek 50 kişi ile sınırlıdır.

SAHA, 2011 yılından beri 400’den fazla sanatçı, küratör, yazar ve sanat inisiyatifinin projesine, 39 ülkede kâr amacı gütmeyen 170 sanat kurumunda destek oldu. Beyoğlu’nda 2019 yılında kurulan SAHA Studio ise katılımcılarına SAHA’nın yurtiçi ve yurtdışındaki ortaklıklarının da katkısıyla diyalog, işbirliği ve birlikte öğrenme olanakları sunuyor. Davetli sanatçılara uzun süreli atölye ve ortak çalışma mekânı ile projeleri için araştırma ve eser üretim fonu sağlayan SAHA, grup içi ve birebir danışma ve geribildirim toplantılarıyla sanatçıların araştırma, üretim, sunum ve sergileme süreçlerine yardımcı oluyor. SAHA Studio, sadece Türkiye’nin farklı kentlerinden görsel sanatçıları değil, yurtdışından yazar ve küratörleri de ağırlayarak İstanbul sanat ortamıyla etkileşim içinde araştırmalarını geliştirmelerini sağlıyor. SAHA Studio’nun üçüncü döneminde, ARTWORKS işbirliğiyle Yunanistan’dan gelen küratör Eva Vaslamatzi, Mayıs-Haziran aylarında SAHA Studio bünyesinde yaptığı araştırmayı sonbaharda Atina’da düzenlediği sergiye Türkiye’den üç sanatçı davet ederek tamamlıyor. SAHA Studio’nun misafir yazarı Murat Alat ise yıl boyunca SAHA Yazı Dizisi için her ay farklı bir sanatçının eseri üzerine yeni bir yazı hazırlayıp paylaşırken SAHA Studio sanatçıları için okuma ve tartışma seansları programlıyor. 

SAHA Studio katılımcıları, programa danışmanlık yapan bir seçici kurul tarafından belirleniyor. 2021 yılında sanatçı Gülsün Karamustafa, küratör Özge Ersoy ve SAHA Studio’nun direktörü küratör Çelenk Bafra’dan oluşan seçici kurul, programa katılacak sanatçı, yazar ve küratörleri belirlerken programa daha önce katılmış sanatçı ve danışmanlarla birlikte bir grup bağımsız küratörden de bir veya iki isim önerisini portfolyolarıyla birlikte aldı. Böylece toplam 40 adayın çalışmalarını değerlendiren kurul, Ocak-Eylül 2021 dönemi ve takiben Ekim ayında başlayacak SAHA Studio’nun yeni dönemine katılacakları belirledi. 

SAHA Studio Danışma ve Seçici Kurulu: Çelenk Bafra, Özge Ersoy, Gülsün Karamustafa

Aday gösterenler: Alper Aydın, Larissa Araz, Kerem Ozan Bayraktar, Hera Büyüktaşçıyan, Özgür Demirci, Övül Durmuşoğlu, Merve Elveren, Sibel Horada, Borga Kantürk, Vasıf Kortun, Gülşah Mursaloğlu, Zeynep Öz, Metehan Özcan, Başak Şenova, Aslı Seven, Fatoş Üstek, Dilek Winchester